Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bulutların gölgesinin çiçeklerle konuştuğu uzak diyarlarda, yemyeşil ormanlarla çevrili bir köy varmış. Bu köyün adı Gültepe’ymiş. Gültepe’nin hemen yanında ise herkesin hayranlıkla baktığı kocaman bir dağ yükselirmiş.
Bu dağın adı Sessiz Dağ’mış.
Sessiz Dağ, adını hiç konuşmamasından alıyormuş. Yaşlılar, bu dağın yüzlerce yıl önce konuşabildiğini anlatırmış. Fakat zamanla insanlar doğaya saygı göstermeyi unutunca dağ susmuş. O günden beri ne bir ses çıkarmış ne de bir işaret vermiş.
Köyde yaşayan çocuklar arasında Meriç adında meraklı bir çocuk varmış. Meriç her gün dağa bakar ve kendi kendine:
— Acaba bu dağ gerçekten konuşabilir miydi? diye düşünürmüş.
Bir gün köy meydanında yaşlı bilge Dede Hasan çocuklara şöyle demiş:
— Çocuklar, unutmayın. Doğa bizim dostumuzdur. Ağaçlara, hayvanlara ve sulara iyi davrananlar doğanın sırlarını öğrenebilir.
Bu sözler Meriç’in aklına kazınmış.
Ertesi sabah güneş doğarken Meriç sırt çantasını hazırlamış ve Sessiz Dağ’a doğru yola çıkmış. Yol boyunca gördüğü çöpleri toplamış, susamış çiçekleri sulamış ve yuvasından düşen bir kuş yavrusunu tekrar yuvasına yerleştirmiş.
Yürürken hafif bir rüzgâr esmeye başlamış.
Önce yapraklar hışırdamış.
Sonra dallar sallanmış.
Ardından rüzgâr birden güçlenmiş.
Meriç kulağına gelen ince bir sesi duyunca durmuş.
— Meriç…
Çocuk şaşkınlıkla etrafına bakmış.
— Kim var orada?
Rüzgâr yeniden esmiş.
— Korkma. Ben Kuzey Rüzgârıyım.
Meriç gözlerini kocaman açmış.
— Rüzgâr konuşabilir mi?
— Doğayı sevenlerle her şey konuşabilir.
Meriç heyecanlanmış.
— Sessiz Dağ neden konuşmuyor?
Rüzgâr derin bir nefes almış.
— Çünkü insanlar uzun zaman önce doğayı dinlemeyi bıraktılar. Dinlenmeyen bir dost da zamanla susar.
Meriç üzülmüş.
— Peki onu yeniden konuşturamaz mıyız?
Rüzgâr bir süre sessiz kalmış.
— Belki. Ama bunun için üç görevi tamamlaman gerekiyor.
— Ne görevleri?
— Bilgeliği, yardımlaşmayı ve sabrı öğrenmelisin.
Meriç hiç düşünmeden kabul etmiş.
Rüzgâr ilk görevi açıklamış:
— Ormanın derinliklerinde Yaşlı Meşe yaşar. Ondan bilgeliği öğren.
Meriç hemen yola koyulmuş.
Saatler sonra gövdesi onlarca insanın kollarıyla ancak sarılabilecek kadar büyük bir meşe ağacına ulaşmış.
— Merhaba Yaşlı Meşe.
Ağaç gözlerini açmış gibi yapraklarını sallamış.
— Hoş geldin küçük yolcu.
— Bilgelik nedir?
Yaşlı Meşe gülümsemiş.
— Bilgelik her şeyi bilmek değildir. Doğru zamanda doğru şeyi öğrenmektir.
Sonra sormuş:
— Sence en güçlü varlık kimdir?
Meriç düşünmüş.
— Aslan olabilir.
— Hayır.
— Fil?
— Hayır.
— O zaman kim?
Yaşlı Meşe cevap vermiş:
— Öğrenmeye devam eden kişidir.
Meriç şaşırmış.
— Çünkü öğrenen kişi her gün büyür. Güç sadece kaslarda değil, akıldadır.
Meriç bu sözü aklına yazmış.
Görevin ilk kısmını tamamlamış.
Tam ayrılırken yerde kırık bir dal görmüş.
Dalın altında küçük bir sincap sıkışmış.
Meriç hemen dalı kaldırmış.
Sincap sevinçle:
— Teşekkür ederim! demiş.
Meriç gülümsemiş.
— Yardım etmek güzeldir.
Sincap:
— İşte ikinci görevin başladı bile, demiş.
Meriç şaşkınlıkla yoluna devam etmiş.
Bir süre sonra bir dere kenarına ulaşmış.
Derede yaşayan kunduzlar telaş içindeymiş.
Barajları yıkılmış.
Yavrular korkuyormuş.
Meriç hiç vakit kaybetmeden taş taşımaya başlamış.
Sincap da yardım etmiş.
Tavşanlar gelmiş.
Kirpiler gelmiş.
Kuşlar küçük dallar getirmiş.
Saatler boyunca birlikte çalışmışlar.
Sonunda yeni baraj tamamlanmış.
Kunduzların lideri teşekkür etmiş:
— Bugün bize yardımlaşmanın gücünü gösterdin.
Meriç anlamış ki tek başına yapılan işler önemli olsa da birlikte yapılan işler çok daha güçlüymüş.
Akşam olunca rüzgâr yeniden ortaya çıkmış.
— İkinci görevi tamamladın.
— Şimdi üçüncü görev ne?
— Sabrı öğrenmelisin.
— Bu kolaydır.
Rüzgâr hafifçe gülmüş.
— Çoğu kişi öyle sanır.
Rüzgâr onu dağın eteklerindeki küçük bir mağaraya götürmüş.
Mağaranın önünde küçücük bir tohum duruyormuş.
— Bu tohumu dik.
Meriç dikmiş.
— Şimdi ne olacak?
— Bekleyeceksin.
— Ne kadar?
— Gerektiği kadar.
İlk gün geçmiş.
Hiçbir şey olmamış.
İkinci gün geçmiş.
Yine hiçbir şey olmamış.
Üçüncü gün geçmiş.
Meriç sıkılmaya başlamış.
— Galiba büyümeyecek.
Tam gitmek üzereyken toprağın hareket ettiğini görmüş.
Küçük bir filiz çıkmış.
Meriç sevinçle zıplamış.
Günler geçmiş.
Filiz büyümüş.
Küçük bir fidan olmuş.
Sonra genç bir ağaca dönüşmüş.
Rüzgâr tekrar konuşmuş:
— İşte sabır budur. Güzel şeylerin oluşması zaman ister.
Meriç başını sallamış.
Artık üç görevi de tamamlamıştı.
Bilgelik…
Yardımlaşma…
Sabır…
Tam o sırada gökyüzünde büyük bulutlar toplanmış.
Şimşekler çakmış.
Rüzgâr kuvvetlenmiş.
Sessiz Dağ’ın zirvesi ışıldamaya başlamış.
Yer hafifçe titremiş.
Meriç heyecanla dağa bakmış.
Birden derin ve güçlü bir ses duyulmuş.
— Uzun zamandır bekliyordum…
Bu ses Sessiz Dağ’ın sesiymiş.
Meriç sevinçten gözleri dolarak bağırmış:
— Konuşuyorsun!
Dağ cevap vermiş:
— Evet küçük dostum. Çünkü sonunda beni dinleyen biri geldi.
Meriç heyecanla sormuş:
— Neden sustun?
Dağ iç çekmiş.
— İnsanlar doğadan sadece almayı öğrendi. Vermeyi unuttu. Ağaçları kestiler ama yenilerini dikmediler. Suları kullandılar ama korumadılar. Hayvanları rahatsız ettiler. Ben de sustum.
Meriç başını eğmiş.
— Ama herkes böyle değil.
— Evet. Sen bana bunu gösterdin.
Dağın yüzeyinden altın renkli ışıklar yayılmış.
Ormandaki hayvanlar gelmiş.
Kuşlar dallara konmuş.
Çiçekler açmış.
Dere daha berrak akmaya başlamış.
Dağ devam etmiş:
— Doğa kendisine iyi davrananları ödüllendirir. Ama en büyük ödül altın veya mücevher değildir.
— Nedir?
— Sağlıklı bir dünya.
Meriç bunu duyunca düşünmüş.
Gerçekten de temiz su, temiz hava ve yeşil ormanlar olmadan hiçbir şeyin anlamı yokmuş.
Dağ son bir öğüt vermiş:
— İnsanlar bazen büyük kahramanlıklar arar. Oysa dünyayı değiştiren şeyler çoğu zaman küçücük iyiliklerdir. Bir ağacı sulamak, bir hayvana yardım etmek, yere çöp atmamak, öğrenmeye devam etmek…
Meriç gülümsemiş.
Çünkü yolculuğu boyunca yaptığı her şey aslında küçük iyiliklerden oluşuyormuş.
Ertesi gün köyüne dönmüş.
Köylüler onu merakla karşılamış.
— Dağda ne gördün?
— Dağ konuştu mu?
Meriç hepsine yaşadıklarını anlatmış.
Önce kimse inanmamış.
Fakat birkaç gün sonra köylüler değişmeye başlamış.
Çocuklar çöpleri toplamış.
Büyükler yeni ağaçlar dikmiş.
Dereyi temizlemişler.
Hayvanlar için su kapları koymuşlar.
Aylar geçtikçe köy daha güzel hale gelmiş.
Bir sabah herkes dağdan gelen yumuşak bir ses duymuş:
— Teşekkür ederim dostlarım…
O günden sonra Sessiz Dağ bir daha hiç susmamış.
Rüzgârlar onun sözlerini vadilere taşımış.
Çocuklar dağın öğütleriyle büyümüş.
Köyün adı ise zamanla değişmiş.
Artık oraya Gültepe değil, Bilgelik Vadisi deniyormuş.
Ve derler ki bugün bile bir çocuk doğayı sevgiyle korursa, rüzgâr onun kulağına Sessiz Dağ’ın şu sözlerini fısıldarmış:
“Öğrenmekten vazgeçme, yardımlaşmaktan kaçınma ve sabretmeyi unutma. Çünkü gerçek güç, iyi bir kalple birleşen bilgidedir.”
Gökten üç elma düşmüş; biri doğayı sevenlere, biri öğrenmeyi sevenlere, biri de bu masalı dinleyen bütün çocuklara…
Ebeveyn Notu
Rüzgârın Uyandırdığı Dağ, çocuklara doğa sevgisi, çevre bilinci, yardımlaşma ve sabır gibi önemli değerleri kazandırmayı amaçlayan eğitici bir masaldır. Meriç’in macerası sayesinde çocuklar, küçük iyiliklerin büyük değişimlere yol açabileceğini keşfederken öğrenmenin ve sorumluluk almanın önemini de fark ederler. Masal, hayal gücünü destekleyen büyülü atmosferiyle çocukların dikkatini çekerken, doğaya karşı duyarlı bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlar. Okuma sonrasında çocuklarınızla çevreyi koruma, hayvanlara yardım etme ve sabırlı olmanın faydaları üzerine sohbet ederek masalın verdiği mesajları pekiştirebilirsiniz.





