Bir cumartesi sabahı, küçük Efe annesiyle birlikte mahalledeki büyük markete gitmişti. Market her zamanki gibi kalabalıktı. Arabaların tekerlek sesleri, insanların konuşmaları ve kasalardan gelen “bip bip” sesleri her yeri dolduruyordu.
Efe ilk başta çok heyecanlıydı. Renk renk meyveleri inceliyor, oyuncak reyonuna göz atıyor, annesine yardım etmeye çalışıyordu. Ama alışveriş uzadıkça sıkılmaya başladı.
“Anne, hadi artık gidelim!” dedi kaşlarını çatarak.
“Biraz daha işimiz var oğlum,” dedi annesi sakin bir sesle. “Sabırlı olmayı deneyelim.”
Efe iç çekti. Tam o sırada kasaların önüne geldiler. Uzun bir sıra vardı. Herkes sessizce bekliyordu.
“Bu sıra hiç bitmeyecek!” diye söylendi Efe.
Önlerinde duran yaşlı teyze ağır ağır eşyalarını yerleştiriyordu. Arkadaki küçük bir çocuk ağlıyor, babası onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Kasiyer ise herkese tek tek yardımcı oluyordu.
Efe ayağını yere vurdu.
“Çok sıkıldım!”
Annesi eğilip ona gülümsedi.
“Efe, etrafına dikkatlice bak. Herkes bir şey için bekliyor. Sabır bazen zor gelir ama bizi daha güçlü yapar.”
Efe önce anlamadı. Sonra çevresindeki insanlara baktı. Kimse bağırmıyor, kimse acele etmiyordu. Herkes sırasını bekliyordu.
Tam o sırada önlerindeki yaşlı teyzenin poşeti yırtıldı. Elmalar yere yuvarlandı.
Efe hemen eğildi.
“Ben yardım ederim!” dedi.
Elmaları tek tek topladı. Yaşlı teyze gülümseyerek, “Çok teşekkür ederim evladım,” dedi.
Efe’nin içi birden sıcak bir mutlulukla doldu. Beklemek artık ona o kadar kötü gelmemişti.
Kasadan çıktıklarında annesi onun omzuna dokundu.
“Bugün çok güzel bir şey öğrendin.”
“Sabretmeyi mi?” diye sordu Efe.
“Evet,” dedi annesi. “Sabırlı olduğunda hem kendin daha sakin olursun hem de başkalarına yardım edecek zamanı fark edersin.”
Efe gülümsedi. Eve dönerken artık acele etmiyordu. Çünkü bazen beklemek, insanın en güzel şeyleri görmesini sağlıyordu.




