Bir zamanlar, uzak diyarlarda küçük bir köyde Keloğlan yaşarmış. Keloğlan’ın en belirgin özelliği başının kel olması değilmiş aslında; onun en büyük gücü aklı, merhameti ve dürüstlüğüymüş. Herkes onu bu yüzden severmiş.
Bir gün köyde garip şeyler olmaya başlamış. Tavuklar yumurtlamaz olmuş, inekler süt vermez olmuş. Köylüler korku içinde birbirlerine bakarken yaşlı bir dede şöyle demiş:
“Bu işte bir tuhaflık var. Ormanın derinliklerinde yaşayan bir cadıdan şüpheleniyorum.”
Herkes korkmuş ama kimse cadının yanına gitmeye cesaret edememiş. Keloğlan ise düşünmüş:
“Eğer sorun varsa, çözmek gerekir. Korkarak hiçbir şey düzelmez.”
Annesine dönüp:
“Ben gidip bu işi öğreneceğim anne,” demiş.
Annesi biraz endişelense de oğlunun aklına güvenirmiş:
“Dikkatli ol evladım. Kalbini temiz tut, doğruyu söylemekten vazgeçme.”
Keloğlan, ormanın yolunu tutmuş. Ağaçlar gittikçe sıklaşmış, hava kararmış ama o korkmamış. Bir süre sonra eski, taş bir kulübeye varmış. Kapıyı tıklatmış.
Kapı gıcırdayarak açılmış ve karşısına uzun burunlu, sivri şapkalı bir cadı çıkmış. Cadı sert bir sesle:
“Buraya neden geldin küçük çocuk?” diye sormuş.
Keloğlan korkmadan cevap vermiş:
“Köyümüzde sorunlar var. Bunun sebebini öğrenmek istiyorum. Eğer sen yaptıysan, neden yaptığını anlamak isterim.”
Cadı bu cevaba şaşırmış. Çünkü bugüne kadar kimse onunla böyle sakin ve saygılı konuşmamış.
“Herkes benden korkar, sen korkmuyor musun?” demiş.
Keloğlan gülümsemiş:
“Korkuyorum… ama korkum doğruyu aramama engel değil.”
Cadı bir an sessiz kalmış, sonra iç çekmiş:
“Aslında ben kötü olmak istemedim. Köylüler yıllar önce beni dışladılar. Kimse benimle konuşmadı, yardım etmedi. Ben de öfkelendim.”
Keloğlan başını sallamış:
“Yalnız kalmak çok zor. Ama başkalarına zarar vermek de doğru değil. İstersen gel, köyde yeniden başlayabilirsin. İnsanlar seni tanıdıkça fikrini değiştirebilir.”
Cadı ilk kez umutlanmış:
“Gerçekten kabul ederler mi?”
Keloğlan:
“Eğer sen de iyilik yaparsan, neden olmasın?” demiş.
Cadı büyüsünü geri almış. Köydeki hayvanlar eski haline dönmüş. Keloğlan cadıyla birlikte köye gitmiş. Başta herkes korkmuş ama Keloğlan olanları anlatmış.
Zamanla cadı köylülere yardım etmeye başlamış. Hastalara şifa vermiş, tarlalara bereket getirmiş. Köylüler de onu kabul etmiş.
O günden sonra herkes şu dersi öğrenmiş:
İnsanları anlamadan yargılamak yanlış, sorunları konuşarak çözmek en doğrusudur.
Keloğlan ise yine köyün en sevilen çocuğu olarak yaşamaya devam etmiş. Çünkü o biliyormuş ki en büyük güç, iyi bir kalp ve doğru bir akıldır.






