Bir varmış, bir yokmuş… Dağların bulutlarla konuştuğu, derelerin şarkılar söylediği, kuşların sabahları güneşi uyandırdığı yemyeşil bir ülkede Keloğlan yaşarmış. Herkes onu temiz kalbi, yardımseverliği ve zekâsıyla severmiş. Keloğlan’ın en büyük özelliği ise, her yeni günü öğrenmek için bir fırsat olarak görmesiymiş.
Bir sabah köyde garip bir sessizlik olmuş. Değirmenin kanatları dönmüyor, çamaşırlar ipte kıpırdamıyor, uçurtmalar gökyüzüne yükselemiyormuş. Çünkü rüzgârlar ortadan kaybolmuş.
Köylüler şaşkınlık içindeymiş.
“Rüzgâr olmadan değirmen çalışmaz.”
“Tarlalar serinlemez.”
“Kuşlar bile eskisi gibi uçamıyor.”
Herkes bir çözüm ararken, köyün en yaşlı ninesi şöyle demiş:
“Rüzgârlar küsmüş olabilir. Doğa, kendisine iyi davranılmadığında bazen sessizleşir.”
Keloğlan bunu duyunca hemen yola çıkmış.
“Rüzgârları bulup neden küstüklerini öğreneceğim.”
Yanına biraz ekmek, biraz su ve annesinin hazırladığı küçük bohçayı almış.
İlk Rüzgâr Kuzey Rüzgârı
Uzun bir yürüyüşten sonra yüksek dağların zirvesine ulaşmış. Orada serin ama üzgün görünen Kuzey Rüzgârı oturuyormuş.
“Niçin esmiyorsun?” diye sormuş Keloğlan.
Kuzey Rüzgârı iç çekmiş.
“İnsanlar ormanları korumuyor. Ağaçlar azalınca ben de eskisi gibi neşeyle esemiyorum.”
Keloğlan başını sallamış.
“Demek ki ağaçlar yalnızca gölge vermiyor; rüzgârın da dostu oluyor.”
Kuzey Rüzgârı gülümsemiş.
“Doğayı seven insanlar çoğalırsa yeniden güçlü eserim.”
İkinci Rüzgâr Doğu Rüzgârı
Keloğlan yoluna devam etmiş. Çiçeklerle dolu bir ovaya ulaşmış. Burada Doğu Rüzgârı papatyaların arasında sessizce bekliyormuş.
“Neden üzgünsün?” diye sormuş.
Doğu Rüzgârı cevap vermiş:
“Eskiden çocuklar doğada oynar, çiçekleri koparmadan severdi. Şimdi birçok kişi çevreyi kirletiyor.”
Keloğlan düşünmüş.
“Çiçekleri korumak, arıları ve kelebekleri de korumaktır.”
Rüzgâr sevinçle hafifçe esmiş.
“Aferin Keloğlan. Doğayı anlayan insanlar geleceği de korur.”
Üçüncü Rüzgâr Güney Rüzgârı
Sonra sıcak topraklara gitmiş. Güney Rüzgârı yorgun görünüyormuş.
“Beni neden çağırdın?” demiş.
Keloğlan:
“Köyümüz seni bekliyor.”
Güney Rüzgârı cevap vermiş:
“İnsanlar suyu gereksiz yere harcıyor. Kuruyan dereler beni de yoruyor.”
Keloğlan söz vermiş.
“Köyümüzde herkese suyun değerini anlatacağım.”
Rüzgâr sevinmiş.
“Her damla su geleceğin hazinesidir.”
Dördüncü Rüzgâr Batı Rüzgârı
En son deniz kıyısına ulaşmış. Batı Rüzgârı dalgalarla konuşuyormuş.
“Neden esmiyorsun?” diye sormuş Keloğlan.
Batı Rüzgârı üzgünce cevap vermiş:
“Denizler çöplerle doluyor. Balıklar mutlu değil.”
Keloğlan hemen sahilde gördüğü çöpleri toplamaya başlamış.
Onu gören çocuklar da yardım etmiş.
Batı Rüzgârı gülümsemiş.
“İşte gerçek değişim böyle başlar. Bir kişi iyilik yaparsa, başkaları da onu takip eder.”
Rüzgârların Kararı
Dört rüzgâr bir araya gelmiş.
“Keloğlan,” demişler, “Sen yalnızca bizi aramadın. Sorunlarımızı da dinledin. Çünkü gerçek kahraman, önce dinlemeyi bilen kişidir.”
Sonra hep birlikte gökyüzüne yükselmişler.
Bir anda tatlı bir esinti köyü sarmış.
Değirmen dönmeye başlamış.
Ağaçların yaprakları dans etmiş.
Kuşlar neşeyle uçmuş.
Çocukların uçurtmaları gökyüzünü renklendirmiş.
Köylüler büyük sevinç yaşamış.
Keloğlan ise şöyle demiş:
“Rüzgârı göremeyiz ama etkisini hissederiz. İyilik de böyledir. Küçük bir iyilik, bütün dünyayı güzelleştirebilir.”
O günden sonra köyde herkes doğayı korumaya söz vermiş.
Her yıl binlerce fidan dikilmiş.
Sular dikkatli kullanılmış.
Çöpler geri dönüşüme gönderilmiş.
Hayvanlara sevgiyle yaklaşılmış.
Ve rüzgârlar, dost oldukları insanların köyünde her zaman neşeyle esmeye devam etmiş.
Ve gökten üç elma düşmüş…
Biri doğayı seven çocuklara, biri iyilik yapmaktan vazgeçmeyenlere, biri de bu masalı okuyup çevresini korumaya söz veren herkese…