Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda, yemyeşil ormanların çevrelediği küçük ve sevimli bir kasabada, Gepetto adında yaşlı ve iyi kalpli bir oyuncak ustası yaşarmış. Gepetto’nun dükkânında tahta trenler, rengârenk bebekler, küçük arabalar ve kurmalı oyuncaklar bulunurmuş. Fakat ustanın en büyük dileği, kendi elleriyle yaptığı bir çocuğun onu “baba” diye çağırmasıymış. Bir gün atölyesinin köşesinde duran güzel kokulu bir çam kütüğünü eline almış ve sabaha kadar çalışarak sevimli bir kukla yapmış. Kuklanın gözlerini boyarken ona Pinokyo adını vermiş. Gepetto, oyuncağın başını okşayıp “Keşke gerçek bir çocuk olsaydın,” diye fısıldamış.
O gece gökyüzünde yıldızlar her zamankinden daha parlakmış. Pencereden süzülen ay ışığı, Pinokyo’nun üzerine gümüş bir örtü gibi düşmüş. Tam o sırada odada yumuşacık bir ışık belirmiş. Bu ışığın içinden, kanatları kelebekler kadar zarif bir peri çıkmış. Peri, Pinokyo’nun başucuna yaklaşarak “İyi bir kalbin varsa gerçek bir çocuk olabilirsin; fakat bunun için doğruyu söylemeyi, verdiğin sözleri tutmayı ve başkalarına yardım etmeyi öğrenmelisin,” demiş. Pinokyo gözlerini açıp şaşkınlıkla etrafına bakmış. Tahta ellerini hareket ettirebildiğini fark edince sevinçle zıplamış. Gepetto ise sabah uyandığında karşısında hareket eden bir kukla görünce gözyaşlarına hâkim olamamış.
Ertesi sabah Gepetto, Pinokyo’ya yeni bir okul çantası hazırlamış. İçine birkaç kitap, bir defter ve küçük bir kalem koyarak “Bilgi, insanın yolunu aydınlatan bir ışıktır. Okula git, öğretmenini dinle ve öğrendiklerini iyilik için kullan,” demiş. Pinokyo da babasına söz verip yola çıkmış. Ancak okulun yolunda parlak renkli bir tiyatro arabası görmüş. İçeriden müzik sesleri geliyor, insanlar kahkahalarla eğleniyormuş. Pinokyo okula gitmesi gerektiğini unutup tiyatroya doğru ilerlemiş. İçindeki merak ona “Biraz eğlenirsem ne olur?” diyormuş.
Tiyatro gösterisi sırasında Pinokyo sahneye çağrılmış. Tahta bir kuklanın konuşabildiğini gören herkes şaşkınlık içinde kalmış. Tiyatronun sahibi, Pinokyo’ya çok para kazanabileceğini söyleyerek onu yanında tutmak istemiş. Pinokyo önce çok sevinmiş, fakat aklına babasına verdiği söz gelmiş. “Babam beni okula göndermek için elinden geleni yaptı. Onu üzmemeliyim,” diye düşünmüş. Tiyatro sahibinin verdiği altınları kabul etmeden önce, “Ben babama okula gideceğime söz verdim,” demiş. Bu sözleri duyan tiyatro sahibi şaşırmış ve Pinokyo’nun dürüstlüğünü takdir etmiş.
Pinokyo okuluna ulaştığında öğretmeni onun geç kaldığını fark etmiş. Pinokyo isterse küçük bir bahane uydurabilirmiş. Fakat öğretmeninin gözlerinin içine bakarak “Öğretmenim, hata yaptım. Yolda tiyatro gördüm ve okul yerine oraya gittim. Geç kaldığım için özür dilerim,” demiş. Öğretmeni gülümseyerek “Hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır, Pinokyo. Asıl önemli olan hatanı kabul edip düzeltmeye çalışmandır,” diye cevap vermiş. O gün Pinokyo, dürüstlüğün bazen zor olsa da insanın kalbini hafiflettiğini öğrenmiş.
Bir süre sonra okuldan çıkıp eve dönerken ormanın kenarında ağlayan küçük bir tavşan görmüş. Tavşanın yuvasını bulamadığını anlayınca Pinokyo kendi eve dönüşünü ertelemiş ve ona yardım etmeye başlamış. Birlikte ormanın içinde dolaşmışlar. Sonunda yaşlı bir ağacın altında tavşanın annesini bulmuşlar. Anne tavşan yavrusuna sarılırken Pinokyo’nun gözleri mutlulukla parlamış. O anda peri, uzaktan onu izliyormuş. Peri kendi kendine “İyilik, karşılık beklemeden yapıldığında insanın kalbinde büyüyen bir ışığa dönüşür,” demiş.
Fakat Pinokyo’nun öğrenmesi gereken başka bir ders daha varmış. Bir gün okul arkadaşlarından biri ona, kasabanın dışında bulunan gizemli bir mağaraya gitmeyi teklif etmiş. Pinokyo önce kabul etmek istemiş, çünkü mağaranın içinde hazine olduğuna dair söylentiler varmış. Ancak mağaranın girişinde tehlikeli bir uyarı levhası görünce duraksamış. Arkadaşı, “Korkma, hiçbir şey olmaz,” demiş. Pinokyo ise başını sallayarak “Merak etmek güzeldir ama tehlikeyi görmezden gelmek cesaret değildir,” diye cevap vermiş. Böylece ikisi de mağaraya girmekten vazgeçmiş.
Günler geçtikçe Pinokyo daha sabırlı, daha dürüst ve daha yardımsever biri olmaya başlamış. Artık yaptığı her işten önce bunun başkalarına zarar verip vermeyeceğini düşünüyormuş. Bir sabah Gepetto hastalanmış ve dükkânını açamamış. Pinokyo o gün okula gitmeden önce babasına çorba hazırlamış, dükkânı temizlemiş ve oyuncakları düzenlemiş. Sonra okuluna gitmiş. Akşam eve döndüğünde Gepetto’nun yüzündeki mutluluğu görünce yaptığı iyiliğin verdiği huzuru hissetmiş.
O gece aynı peri yeniden ortaya çıkmış. Pinokyo’nun yanına gelerek elindeki küçük altın anahtarı ona uzatmış. “Bu anahtar bir kapıyı değil, kalbindeki en güzel özelliği açar,” demiş. Pinokyo şaşkınlıkla anahtara bakmış. Peri devam etmiş: “Gerçek bir çocuk olmak, yalnızca insan biçiminde görünmek değildir. Gerçek insanlık; doğruyu söylemek, sorumluluk almak, hatalardan ders çıkarmak ve zor durumda olanlara yardım etmektir.” Pinokyo bu sözleri dikkatle dinlemiş ve şimdiye kadar öğrendiği bütün dersleri düşünmüş.
Ertesi sabah Gepetto uyandığında Pinokyo’nun artık tahta bir kukla olmadığını görmüş. Karşısında gerçek bir çocuk duruyormuş. Gepetto onu kucaklayarak mutluluktan ağlamış. Pinokyo ise babasının ellerine sarılıp “Baba, artık biliyorum. Gerçek bir çocuk olmak, sadece büyümek değil; iyi bir insan olmayı öğrenmekmiş,” demiş. O günden sonra Pinokyo okuluna düzenli olarak gitmiş, babasına yardım etmiş ve yaptığı hataları saklamak yerine onlardan ders çıkarmış.
Pinokyo’nun hikâyesi kasabanın çocukları arasında yıllarca anlatılmış. Çocuklar onun başından geçenleri dinlerken dürüstlüğün, sorumluluğun, sabrın ve iyiliğin değerini öğrenmişler. Çünkü Pinokyo’nun keşfettiği en büyük hazine ne altınmış ne de sihirli bir anahtar. Onun gerçek hazinesi, doğru seçimler yaptıkça güçlenen güzel kalbiymiş. Masal bu ya, o günden sonra Pinokyo ne zaman zor bir kararla karşılaşsa kalbine kulak verir ve kendine şu soruyu sorarmış: “Doğru olanı seçersem, yarın kendimle gurur duyabilir miyim?” Bu sorunun cevabı ona çoğu zaman doğru yolu gösterirmiş.