Uzaklarda, yemyeşil tepelerin ve çiçek kokulu patikaların arasında küçük bir köy vardı. Bu köyde yıllarca insanlara hizmet etmiş yaşlı bir eşek yaşardı. Gücü eskisi kadar yerinde değildi ama kalbinde hâlâ kocaman bir umut taşıyordu. Bir gün sahibi, onun artık çalışamayacağını düşünerek eşeği ahırdan göndermeye karar verdi. Yaşlı eşek, üzülmesine rağmen umudunu kaybetmedi ve kendi kendine, “Bremen şehrine gider, orada müzisyen olurum. Belki de hayatımın en güzel günleri henüz başlamamıştır,” dedi.
Eşek, sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktı. Ormanın kenarına geldiğinde yaşlı ve yorgun bir köpekle karşılaştı. Köpek uzun yıllar boyunca sahibinin evini korumuştu fakat artık eskisi kadar hızlı koşamadığı için kovulmuştu. Eşek ona neden üzgün olduğunu sorunca köpek, “Artık eskisi kadar güçlü değilim. Beni kimse istemiyor,” diye cevap verdi. Eşek gülümsedi ve “Ben de Bremen’e gidiyorum. Gel, birlikte müzik yapalım. İki dostun sesi tek başına kalan bir sesten çok daha güçlü olabilir,” dedi. Köpek bu sözlerden cesaret aldı ve eşeğin yol arkadaşlığı teklifini kabul etti.
İki arkadaş ormanda ilerlerken bir ağacın dalında sessizce oturan bir kedi gördüler. Kedinin gözleri hüzünlü, tüyleri ise dağınıktı. Kedi, yıllarca bir evin sıcak köşesinde yaşamış ancak artık yaşlandığı için evden uzaklaştırılmıştı. Eşek ona Bremen yolculuklarından söz edince kedi merakla, “Ben de sizinle gelebilir miyim?” diye sordu. Köpek, “Elbette! Senin güzel sesin, bizim müziğimize renk katar,” dedi. Böylece üç arkadaş, birlikte yürümeye başladı.
Akşamüstü yaklaşırken yol kenarında korkuyla titreyen bir horoz gördüler. Horozun da başından pek çok şey geçmişti. Sahibi onu artık işe yaramaz buluyor ve ondan kurtulmayı düşünüyordu. Horoz, arkadaşlarına başından geçenleri anlatınca eşek, “Bazen insanlar yalnızca eksiklerimize bakar ve sahip olduğumuz değerleri göremez. Oysa herkesin kullanabileceği özel bir yeteneği vardır,” dedi. Horozun yüzünde küçük bir gülümseme belirdi. “Öyleyse ben de sizinle Bremen’e geleyim,” diyerek kafileye katıldı.
Dört arkadaş, gün boyunca yürüdükten sonra ormanın derinliklerinde küçük bir kulübe gördüler. Çok yorulmuşlardı ve geceyi geçirmek için güvenli bir yer arıyorlardı. Pencereden içeri baktıklarında masanın üzerinde yiyeceklerle dolu tabaklar, köşede altın keseleri ve etrafta dolaşan birkaç haydut gördüler. Haydutlar, ormanda karşılarına çıkan yolcuların eşyalarını çalıp bu kulübede saklıyordu. Dört arkadaş ne yapacaklarını düşünürken kedi, “Bremen’e gitmek için sabaha kadar beklememize gerek yok. Bu gece birlikte hareket edersek hem kendimizi koruyabilir hem de kötü insanları korkutabiliriz,” dedi.
Eşek hemen planı anladı. Köpek onun sırtına çıktı, kedi köpeğin üzerine yerleşti, horoz da en üste tırmandı. Böylece dört arkadaş, birbirlerine destek olarak büyük bir kule oluşturdular. Eşek yüksek sesle anırdı, köpek bütün gücüyle havladı, kedi var gücüyle miyavladı, horoz ise kanatlarını çırparak ötmeye başladı. Ormandaki sessizlik bir anda bozuldu. Kulübenin içindeki haydutlar, pencereden görünen garip gölgeyi ve duydukları korkunç sesleri görünce karşılarında dev bir canavar olduğunu sandılar.
Haydutlardan biri korkuyla, “Bu nasıl bir yaratık?” diye bağırdı. Bir diğeri kapıya doğru koşarken arkadaşları çoktan ormana kaçmıştı. Kulübe yeniden sessizliğe büründü. Dört dost içeri girerek yiyeceklerden biraz yedi ve uzun zamandır hissetmedikleri kadar huzurlu bir gece geçirdi. O gece birbirlerine önemli bir şey söylediler: “Güç yalnızca kuvvetli olmak değildir; birlikte hareket etmek, birbirini dinlemek ve sahip olduğun yetenekleri doğru zamanda kullanmak da büyük bir güçtür.”
Sabah olduğunda Bremen’e doğru yola çıkmaları gerekiyordu fakat hiçbiri acele etmiyordu. Çünkü artık kendilerini yalnız hissetmiyorlardı. Eşek güçlü bacaklarıyla yolu açıyor, köpek cesaretiyle arkadaşlarını koruyor, kedi dikkatli gözleriyle çevreyi gözlüyor, horoz ise keskin sesiyle tehlikeleri haber veriyordu. Her birinin farklı bir yeteneği vardı ve bu farklılıklar onları birbirinden ayırmak yerine daha güçlü bir ekip hâline getiriyordu.
Günler geçtikçe ormanda yaşamaya karar verdiler. Bremen şehrine hiç ulaşamadılar ama bunun artık önemi yoktu. Buldukları kulübeyi temizleyip kendilerine sıcak ve güvenli bir yuva yaptılar. Ormandan geçen hayvanlar zamanla dört arkadaşın hikâyesini öğrendi. Yaşlı eşek, köpek, kedi ve horoz her akşam birlikte müzik yapıyor, ormandaki hayvanlara neşe veriyordu. Onları dinlemeye gelen yavru hayvanlara da sık sık aynı öğüdü verirlerdi: “Kendini başkalarıyla kıyaslama. Senin de dünyaya katabileceğin özel bir güzelliğin var.”
Bir süre sonra ormanın en küçük hayvanları bile bu dört dosttan çok şey öğrendi. Eşek onlara sabırlı olmayı, köpek cesur davranmayı, kedi dikkatli düşünmeyi, horoz ise doğru zamanda sesini duyurmayı öğretti. Böylece Bremen Mızıkacıları yalnızca müzik yapan dört arkadaş olarak kalmadı; dostluğun, dayanışmanın ve birbirine değer vermenin sembolü oldular.
O günden sonra ormanda kim kendini değersiz hissetse dört arkadaşın yanına giderdi. Çünkü onlar herkese aynı gerçeği hatırlatıyordu: Yaşın, görünüşün ya da başkalarının senin hakkında söyledikleri senin değerini belirlemez. İnsanların ve hayvanların birbirinden farklı özellikleri vardır ve gerçek başarı, bu farklılıkları bir araya getirerek güzel işler yapabilmektir. Dört dost da bunu kendi hayatlarıyla göstermişti.
Böylece Bremen Mızıkacıları’nın masalı, Bremen sokaklarında değil, dostluğun hüküm sürdüğü yemyeşil bir ormanda devam etti. Dört arkadaş her akşam ay ışığının altında müzik yaparken ormandan neşeli sesler yükselirdi. Onları dinleyen herkes, hayatın en güzel melodisinin bazen tek bir kişinin sesinden değil, birbirine güvenen dostların birlikte çıkardığı sesten doğduğunu öğrenirdi.
Çocukların pedagojik gelişimlerini destekleyen eğitici masallar okumak için hemen tıklayın: Masal Oku