Gökkuşağını Arayan Minik Kız masalında Elif, ormandaki sevimli hayvanlarla birlikte rengârenk gökkuşağını keşfediyor.

Gökkuşağını Arayan Minik Kız

Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarların birinde, yemyeşil ağaçların gökyüzüne uzandığı, rengârenk çiçeklerin mis gibi kokular yaydığı, kuşların sabahları neşeyle şarkılar söylediği küçük bir köy varmış. Bu köyde Elif adında, meraklı mı meraklı, kalbi sevgiyle dolu minik bir kız yaşarmış. Elif’in en büyük hayali, gökyüzünde parlayan rengârenk gökkuşağının sonuna ulaşmakmış. Her yağmur yağdığında penceresinin önüne oturur, bulutların arasından güneşin çıkmasını bekler ve gökyüzünü dikkatle izlermiş. Bir gün annesine, “Anneciğim, sence gökkuşağının sonunda ne var? Acaba orada rengârenk çiçeklerle dolu gizli bir bahçe mi saklı?” diye sormuş. Annesi gülümseyerek, “Belki de gökkuşağının sonunda insanın kalbini güzelleştiren bir sır vardır, Elif. Ama bazı sırları keşfetmek için yola çıkmak gerekir.” demiş.

Elif, annesinin sözlerini duyunca çok heyecanlanmış. Ertesi sabah küçük sırt çantasını hazırlamış. İçine bir şişe su, biraz ekmek, kırmızı elmasını ve en sevdiği sarı kurdelesini koymuş. Annesinden izin aldıktan sonra köyün yakınındaki büyük ormana doğru yola çıkmış. Gökyüzü masmaviymiş, hafif bir rüzgâr ağaçların yapraklarını usulca sallıyormuş. Elif yürürken kendi kendine, “Bugün gökkuşağının sırrını öğreneceğim!” diye mırıldanmış. Ormanın girişinde karşısına küçük, kahverengi bir tavşan çıkmış. Tavşanın bir kulağı aşağıya sarkmış, gözleri ise üzgün üzgün etrafı inceliyormuş.

“Merhaba küçük tavşan, neden böyle üzgünsün?” diye sormuş Elif. Tavşan, “Merhaba! En sevdiğim havucumu bulamıyorum. Sabah oyun oynarken bir yere düşürdüm. Onu bulmadan eve dönemem.” diye cevap vermiş. Elif, gökkuşağını aramak için acele etse de tavşanın üzgün hâline dayanamamış. “İstersen birlikte arayalım. İki kişi ararsak daha kolay bulabiliriz.” demiş. İkisi çalıların arasına, ağaç diplerine ve küçük taşların çevresine bakmışlar. Sonunda havucu büyük bir yaprağın altında bulmuşlar. Tavşan sevinçle zıplamış ve Elif’e teşekkür etmiş. Elif yoluna devam ederken içinde sıcacık bir mutluluk hissetmiş. Birine yardım etmek, gökkuşağını bulmak kadar güzelmiş meğer.

Bir süre sonra ormanın derinliklerinden ince bir ses duymuş. “Cik cik… Bana yardım edebilecek biri var mı?” Elif sesin geldiği yöne doğru ilerlemiş. Küçük bir kuş, yere düşmüş yuvasının yanında çaresizce bekliyormuş. Rüzgâr, yuvasını ağaç dalından aşağı düşürmüş ve kuş yavruları yuvalarından uzaklaşmış. Elif hemen çevresine bakmış. Tam o sırada az önce yardım ettiği tavşan da yanlarına gelmiş. Tavşan, “Ben de sana yardım edebilirim!” demiş. Birlikte kuşun ailesine destek olmuşlar. Yuvayı güvenli bir yere taşımaları için ormandaki yaşlı sincaptan yardım istemişler. Sincap da ağacın sağlam dallarından birine yeni bir yuva hazırlamış. Küçük kuş ailesine kavuşunca sevinçle kanat çırpmış. Elif, yardımlaşmanın insanları ve hayvanları nasıl mutlu ettiğini bir kez daha anlamış.

Yoluna devam eden Elif, kısa süre sonra küçük bir derenin kenarına ulaşmış. Derenin suyu berrakmış, taşların üzerinden şırıl şırıl akıyormuş. Ancak derenin karşısına geçmek isteyen minik bir kirpi, uygun bir geçiş yeri bulamıyormuş. Elif, “Merak etme küçük kirpi, sana güvenli bir geçiş yolu bulalım.” demiş. Etrafı dikkatlice incelemişler. Biraz ileride suyun üzerine uzanan geniş ve sağlam bir ağaç kütüğü varmış. Kirpi, Elif’in gösterdiği güvenli yolu kullanarak derenin karşısına geçmiş. “Çok teşekkür ederim! Bugün bana iyiliğin ne kadar değerli olduğunu hatırlattın.” demiş. Elif ise gülümseyerek, “İyilik paylaştıkça çoğalır.” diye cevap vermiş.

Öğle vakti yaklaşırken Elif, büyük bir çınar ağacının gölgesinde dinlenmeye karar vermiş. Çantasından elmasını çıkarıp tam yiyecekken karşısına rengârenk kanatları olan yaşlı bir kelebek konmuş. Kelebek, “Merhaba küçük yolcu! Nereye böyle neşeyle gidiyorsun?” diye sormuş. Elif, “Gökkuşağını arıyorum. Onun sonuna ulaşırsam belki de bütün renklerin nereden geldiğini öğrenebilirim.” demiş. Yaşlı kelebek kanatlarını hafifçe çırpmış ve şöyle cevap vermiş: “Gökkuşağı yalnızca gökyüzünde aranan bir güzellik değildir. Her rengin bir anlamı vardır. Kırmızı sevginin, turuncu neşenin, sarı umudun, yeşil doğanın, mavi huzurun, lacivert hayallerin, mor ise hayal gücünün rengidir. Bu renklerin hepsi bir araya geldiğinde gökyüzünde muhteşem bir güzellik oluşur. İnsanların kalpleri de böyledir. Sevgi, neşe, umut ve iyilik bir araya gelince hayat güzelleşir.”

Elif, kelebeğin söylediklerini dikkatle dinlemiş. “Peki, gökkuşağının sonuna nasıl ulaşabilirim?” diye sormuş. Kelebek, “Bazen aradığımız şeyin peşinden giderken aslında kendimizde saklı olan güzellikleri keşfederiz. Yoluna devam et, küçük kız. Belki de aradığın cevap seni bekliyordur.” demiş. Elif teşekkür ederek yeniden yola koyulmuş. Ormanın sonuna yaklaştığında gökyüzünde koyu bulutlar belirmeye başlamış. Birkaç dakika sonra yağmur damlaları toprağa düşmüş. Elif, büyük bir ağacın altındaki güvenli sığınağa geçerek yağmurun dinmesini beklemiş. Yağmurun ardından güneş yeniden yüzünü göstermiş. Tam o sırada gökyüzünde daha önce hiç görmediği kadar parlak, kocaman bir gökkuşağı belirmiş.

Elif heyecanla ayağa kalkmış. Gökkuşağının renkleri gökyüzünü baştan sona süslüyormuş. Kırmızıdan mora kadar bütün renkler sanki bir ressamın sihirli fırçasından çıkmış gibi parlıyormuş. Elif, gökkuşağının başladığı yöne doğru yürümüş. Ancak ne kadar ilerlerse ilerlesin gökkuşağı hep biraz daha uzaktaymış. Bir tepenin üzerine çıktığında gökkuşağının başka bir yerde başladığını fark etmiş. Biraz daha ilerlemiş, yine ulaşamamış. Sonunda durup gökyüzüne bakmış ve kendi kendine, “Demek ki gökkuşağının sonuna ulaşmak sandığım kadar kolay değilmiş.” demiş.

Tam o sırada yanında yaşlı bir ses duymuş. “Gökkuşağını arayan küçük yolcu, neden bu kadar üzgünsün?” Elif arkasını döndüğünde elinde bastonu olan, beyaz sakallı yaşlı bir bahçıvan görmüş. Elif, bütün yolculuğunu ve gökkuşağının sonuna ulaşma hayalini anlatmış. Bahçıvan dikkatle dinledikten sonra, “Peki, bugün yol boyunca neler öğrendin?” diye sormuş. Elif düşünmüş ve cevap vermiş: “Bir tavşana yardım ettim, kuş ailesinin yeniden bir araya gelmesini sağladım, kirpinin dereyi geçmesine yardımcı oldum. Ayrıca yardımlaşmanın, sevginin ve umudun ne kadar önemli olduğunu öğrendim.” Bahçıvan gülümsemiş ve şöyle demiş: “İşte küçük kızım, aradığın gökkuşağının sırrı tam da burada saklı. Gökkuşağının sonuna ulaşamayabilirsin çünkü o, ışığın ve su damlacıklarının oluşturduğu bir doğa güzelliğidir. Fakat onun renklerini kendi davranışlarında yaşatabilirsin. Birine yardım ettiğinde sevginin rengini, mutlu olduğunda neşenin rengini, hayallerinden vazgeçmediğinde umudun rengini dünyaya taşırsın.”

Elif, bahçıvanın sözlerini duyunca gözleri parlamış. Artık gökkuşağının sonunda gizli bir hazine aramıyormuş. Çünkü gerçek hazinenin kendi kalbinde taşıdığı iyilik olduğunu anlamış. Bahçıvan, Elif’i evine götüren patikayı göstermiş. Elif, ormandan ayrılmadan önce gökyüzüne son bir kez bakmış. Gökkuşağı yavaş yavaş soluyormuş ama Elif’in kalbinde bıraktığı güzellik hiç kaybolmayacakmış.

Köyüne döndüğünde annesi onu kapıda karşılamış. Elif, annesine bütün macerasını heyecanla anlatmış. Tavşanı, kuşu, kirpiyi, kelebeği ve yaşlı bahçıvanı bir bir anlatmış. Sonra annesine sarılarak, “Anneciğim, gökkuşağının sonunu bulamadım ama çok daha güzel bir şey keşfettim. İnsanların kalbinde de rengârenk bir gökkuşağı varmış. İyilik yaptığımızda, arkadaşlarımızla yardımlaştığımızda ve doğayı koruduğumuzda o gökkuşağı daha da güzelleşiyormuş.” demiş. Annesi kızının saçlarını okşayarak, “İşte en güzel keşif, insanın hem kendini hem de dünyayı güzelleştirmesidir.” diye cevap vermiş.

O günden sonra Elif, köyündeki herkese yardım etmeye başlamış. Bahçesindeki çiçekleri sulamış, susayan kuşlar için küçük bir su kabı hazırlamış, arkadaşlarıyla oyuncaklarını paylaşmış ve doğayı temiz tutmak için çevresindekileri teşvik etmiş. Ne zaman yağmurdan sonra gökyüzünde bir gökkuşağı belirse, yüzünde kocaman bir gülümseme oluşurmuş. Çünkü artık biliyormuş ki gökkuşağının en güzel renkleri gökyüzünde değil, sevgiyle atan kalplerde saklıymış.

Ve o günden sonra Elif’in yaşadığı köyde iyilikler çoğalmış, dostluklar güçlenmiş, çiçekler daha güzel açmış. Gökkuşağı her belirdiğinde köyün çocukları gökyüzüne bakıp Elif’in macerasını hatırlamışlar. Çünkü hepsi artık çok önemli bir gerçeği öğrenmiş: Dünyayı güzelleştiren en parlak renk, iyilikle dolu bir kalptir.

Gökten üç elma düşmüş; biri bu masalı dinleyen çocuklara, biri iyilik yapmayı unutmayanlara, biri de hayallerinin peşinden sevgiyle yürüyenlere.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir