Masalı Dinlemek İçin Tıklayın.
Bir varmış, bir yokmuş…
Uzaklarda, yemyeşil bir çayırın üzerinde, pamuk gibi bulutların yaşadığı güzel bir gökyüzü varmış.
Bu gökyüzünün altında Mino adında minicik bir tavşan yaşarmış. Mino’nun uzun kulakları, yumuşacık patileri ve merakla bakan iki parlak gözü varmış.
Bir sabah Mino uyanmış.
“Günaydın, güneş!” demiş.
Güneş, altın sarısı ışıklarını uzatmış.
Pırıl pırıl… Pırıl pırıl…
Mino burnunu havaya kaldırmış.
“Bugün acaba ne keşfedeceğim?”
Tam o sırada gökyüzünden minicik bir yağmur damlası düşmüş.
Pıt!
Sonra bir damla daha…
Pıt, pıt!
Yağmur usul usul yağmış. Mino, yeşil yaprakların altına saklanmış. Yağmurun sesini dinlemiş.
Şıpır şıpır… Şıpır şıpır…
Derken bulutların arasından güneş yeniden gülümsemiş.
Ve gökyüzünde rengârenk bir köprü belirmiş!
Bu köprünün adı gökkuşağıymış.
Mino’nun gözleri büyümüş.
“Vaaay! Ne kadar güzel!”
Kırmızı çiçeğin selamı
Mino, gökkuşağına doğru minik adımlarla yürümüş.
Hop… hop… hop…
Yolun kenarında kırmızı bir çiçek görmüş.
Çiçek başını sallamış.
“Merhaba, Mino!”
Mino çiçeğe yaklaşmış.
“Kırmızı!” demiş neşeyle.
Çiçek hafifçe sallanmış.
“Merhaba, minik dostum. Dünyada ne çok güzel renk var!”
Mino çiçeğe burnunu uzatmış.
Koklamış.
Ohhh… Ne güzel kokuyormuş!
Mino gülümsemiş ve yoluna devam etmiş.
Turuncu kelebeğin dansı
Biraz ileride turuncu bir kelebek uçuyormuş.
Pır pır… Pır pır…
Mino yukarı bakmış.
“Kelebek! Bekle, ben de geliyorum!”
Kelebek bir çiçeğe konmuş, sonra yeniden havalanmış.
Mino da minik patilerini kaldırmış.
Hop! Hop!
Kelebek kanatlarını açmış.
Mino kahkaha atmış.
“Sen uçuyorsun, ben zıplıyorum!”
Kelebek uçmuş, Mino zıplamış.
Birlikte neşeyle oynamışlar.
Sonra kelebek Mino’ya el sallamış.
“Güle güle, küçük tavşan!”
Mino da patisini sallamış.
Sarı güneşin sıcaklığı
Mino, gökkuşağının sarı bölümüne gelmiş.
Güneş ona sıcacık gülümsemiş.
“Merhaba, Mino. Biraz dinlenmek ister misin?”
Mino yumuşacık çimenlerin üzerine oturmuş.
Güneş yanaklarını ısıtmış.
Ilık… Sıcacık… Güvenli…
“Teşekkür ederim, güneş,” demiş Mino.
Sonra derin bir nefes almış.
Ohhh…
Güneşin altında dinlenmek ne güzelmiş!
Mino kendini mutlu ve huzurlu hissetmiş.
Yeşil yaprağın fısıltısı
Mino yürümeye devam etmiş.
Bu kez kocaman, yeşil bir yaprak görmüş.
Yaprak rüzgârla sallanıyormuş.
Hışır… Hışır…
Mino minicik patisiyle yaprağa dokunmuş.
Yaprak hafifçe titremiş.
“Merhaba, küçük dostum,” diye fısıldamış.
Mino kulaklarını dikmiş.
Doğada ne kadar çok ses varmış!
Kuşlar cik cik ötüyormuş.
Rüzgâr fuuuu diye esiyormuş.
Yapraklar hışır hışır konuşuyormuş.
Mino dikkatle dinlemiş.
Cik cik… Hışır hışır… Fuuuu…
Dünya seslerle doluymuş!
Mino gülümsemiş.
“Dinlemek de ne güzelmiş!”
Mavi bulutun kucağı
Gökkuşağının mavi bölümüne geldiğinde Mino, yumuşacık bir bulut görmüş.
Bulut ona yaklaşmış.
“Gel, biraz dinlenelim.”
Mino bulutun üzerine uzanmış.
Pamuk gibiymiş.
Yumuşacıkmış.
Bulut onu nazikçe sarmış.
Mino kendini çok güvende hissetmiş.
Tıpkı sevgi dolu bir kucağın içindeymiş gibi…
“Buradayım,” demiş bulut.
“Dinlenebilirsin, küçük dostum.”
Mino gözlerini yavaşça kapatmış.
Sonra yeniden açmış.
Bulut hâlâ oradaymış.
Mino gülümsemiş.
Sevgi dolu bir kucakta olmak ne güzelmiş!
Mor yıldızın sürprizi
Gökkuşağının sonuna geldiklerinde Mino minicik, mor bir yıldız görmüş.
Yıldız usulca parlıyormuş.
Pırıl… Pırıl…
“Merhaba, Mino,” demiş yıldız. “Bugün neler keşfettin?”
Mino sevinçle anlatmaya başlamış.
“Kırmızı çiçeği gördüm!”
“Turuncu kelebeği izledim!”
“Sarı güneşin sıcaklığını hissettim!”
“Yeşil yaprağa dokundum!”
“Mavi bulutta dinlendim!”
“Ve seni buldum!”
Mor yıldız mutlulukla parlamış.
“Ne güzel bir yolculuk yapmışsın, Mino! Gözlerinle görmüş, kulaklarınla dinlemiş, patilerinle keşfetmişsin.”
Mino başını sallamış.
“Evet! Her yer çok güzel!”
Yıldız ona şöyle demiş:
“Dünya rengârenk, seslerle dolu ve keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerle dolu. Her gün yeni bir şey öğrenebilirsin.”
Mino sevinçle zıplamış.
Hop!
“Yarın yine keşfe çıkacağım!”
Eve dönüş ve sıcacık bir sarılma
Artık eve dönme zamanı gelmiş.
Mino gökkuşağından aşağı inmiş.
Hop… hop… hop…
Çiçeklere el sallamış.
“Hoşça kal, kırmızı çiçek!”
Kelebeğe el sallamış.
“Hoşça kal, turuncu kelebek!”
Güneşe gülümsemiş.
“İyi günler, sarı güneş!”
Yapraklara kulak vermiş.
“Hışır hışır… Güle güle!”
Sonra yuvasına dönmüş.
Yuvasında onu sevgi dolu bir kucak bekliyormuş.
Mino sıcacık sarılmış.
Başını yumuşacık bir yere koymuş.
Gözleri yavaşça kapanmış.
Bugün çok şey öğrenmiş.
Dünya rengârenkmiş.
Çiçekler güzel kokarmış.
Kelebekler uçarmış.
Yapraklar hışırdarmış.
Güneş ısıtırmış.
Ve sevgi dolu bir kucak, insana kendini güvende hissettirirmiş.
Mino fısıldamış:
“İyi geceler, renkler…
İyi geceler, çiçekler…
İyi geceler, kelebekler…
İyi geceler, güzel dünya…”
Gökyüzündeki gökkuşağı usulca parlamış.
Ay, bulutların arkasından gülümsemiş.
Mino tatlı bir uykuya dalmış.
Ve gökkuşağının yedi rengi, minik kalplere sevgiyle dolmuş.
Gökkuşağına yolculuk burada bitmiş. Ama keşfetmenin güzelliği her yeni gün yeniden başlamış.
Gökkuşağı kadar renkli, sevgi kadar sıcak bir masalmış bu…
Bir varmış, bir yokmuş… Masal burada bitmiş.