Elif ve arkadaşlarının sihirli Rüzgâr Çiçeği ile fantastik dağ vadisindeki macerası

Kayıp Rüzgâr Çiçeği

Uzak dağların ardında, sabahları bulutların çimenlere gölge, akşamları yıldızların derelere ışık bıraktığı küçük bir köy vardı. Bu köyde Elif adında, rüzgârın sesini dinlemeyi seven bir kız yaşardı.

Elif’e göre rüzgâr yalnızca esmezdi; bazen fısıldar, bazen şarkı söyler, bazen de ağaçların yapraklarıyla gizlice konuşurdu.

Bir sabah Elif, köyün dışındaki eski çayıra gitti. Daha önce hiç görmediği kadar güzel bir çiçek gördüğünde olduğu yerde durdu.

Çiçeğin incecik yaprakları güneş ışığında gümüş gibi parlıyordu. Fakat çiçek hiç hareket etmiyordu.

Elif dizlerinin üzerine çöktü.

“Sen neden rüzgârla dans etmiyorsun?” diye sordu.

Çiçekten ince, neredeyse bir fısıltıyı andıran bir ses yükseldi.

“Çünkü rüzgâr artık buraya gelemiyor.”

“Elinden bir şey geliyor mu?” diye sordu Elif.

“Belki,” dedi çiçek. “Ama önce Rüzgâr Tepesi’ne gitmelisin. Orada rüzgârın yolunu neyin kapattığını bul.”

Elif biraz korktu. Rüzgâr Tepesi köyün çok uzağındaydı. Yine de çiçeğin üzgün sesini duyunca kararını verdi.

“Geri döneceğim,” dedi. “Ve sana yardım edeceğim.”

Yol boyunca karşısına türlü canlılar çıktı.

İlk olarak, dikenlere takılmış küçük bir serçe buldu. Elif dikkatlice dikenleri ayırarak kuşu kurtardı.

“Teşekkür ederim,” dedi serçe. “Bir gün senin de yardıma ihtiyacın olabilir.”

Biraz ileride susuzluktan yavaşlayan yaşlı bir kaplumbağa gördü. Elif matarasında kalan suyu onunla paylaştı.

Kaplumbağa başını kaldırıp gülümsedi.

“İyilik, yolun yükünü hafifletir,” dedi.

Elif bu sözün anlamını düşünerek yoluna devam etti.

Sonunda Rüzgâr Tepesi’ne ulaştığında şaşkına döndü.

Tepenin yamacında devrilmiş ağaçlar ve büyük taşlar birikmişti. Rüzgârın köye ulaşmasını engelleyen şey buydu.

Elif tek başına taşları kaldırmaya çalıştı. Fakat ne kadar uğraşsa da başaramadı.

Tam o sırada gökyüzünde bir serçe belirdi.

Ardından çalılıkların arasından yaşlı kaplumbağa çıktı.

“Yalnız değilsin,” dedi serçe.

Elif gülümsedi.

Birlikte çalışmaya başladılar. Serçe dalları taşıdı, kaplumbağa küçük taşları yuvarladı, Elif ise büyük dalları kenara çekti.

Saatler sonra rüzgârın önündeki engel açıldı.

Önce hafif bir esinti geldi.

Sonra rüzgâr güçlendi.

Ağaçların yaprakları şarkı söylemeye başladı. Çimenler dalgalandı. Uzaklardaki bulutlar hızla hareket etti.

Ve rüzgâr, Rüzgâr Çiçeği’nin bulunduğu çayıra ulaştı.

Çiçek bir anda canlandı.

Gümüş yaprakları gökyüzünde dönmeye başladı. Sanki uzun zamandır beklediği bir şarkıyı sonunda yeniden duymuştu.

Elif çiçeğin yanına döndüğünde çiçek ona şöyle dedi:

“Beni kurtardığını sanıyorsun. Oysa sen yol boyunca iyilik yaptıkça kendi yolunu da açtın.”

Elif şaşırdı.

“Yani bana yardım edenler…”

“Senin yardım ettiğin kişilerdi,” dedi çiçek.

Elif o an anladı: İyilik bazen hemen geri dönmezdi. Fakat bir yerde mutlaka filizlenirdi.

O günden sonra köyün üzerinden her rüzgâr estiğinde Rüzgâr Çiçeği dans etti.

Elif ise rüzgârın fısıltısını artık daha iyi anlıyordu:

“İyilik, paylaşıldıkça çoğalan görünmez bir rüzgârdır.”

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir