Bir varmış, bir yokmuş… Uçsuz bucaksız yemyeşil bir ormanın tam ortasında, dalları gökyüzüne uzanan, gövdesi asırlık bir çınar ağacı yaşarmış. Bu çınar, diğer ağaçlardan farklıymış. Çünkü yalnızca kalbi iyilikle dolu çocuklarla konuşabilirmiş.
Ormanın yakınındaki küçük bir köyde yaşayan Mert adında meraklı bir çocuk varmış. Mert doğayı çok sever, gördüğü her çiçeği inceler, yaralı kuşlara su verir, yere düşen çöpleri toplarmış. Ama köyde kimse ona inanmazmış.
“Ormanda konuşan bir ağaç varmış.” derlermiş.
Çocuklar buna güler geçermiş.
Bir gün Mert, sırt çantasını alıp ormana doğru yürümüş. Kuşların cıvıltısını dinlemiş, kelebekleri izlemiş. Tam dinlenmek için büyük çınarın gölgesine oturduğu sırada ince ve yumuşak bir ses duymuş.
“Hoş geldin Mert.”
Mert şaşkınlıkla etrafına bakmış.
“Kim konuştu?”
“Buradayım.” demiş kalın gövdeli çınar.
Mert’in gözleri kocaman açılmış.
“Sen… gerçekten konuşabiliyor musun?”
Ağaç gülümser gibi yapraklarını sallamış.
“Ben yalnızca doğayı seven, iyi kalpli çocuklarla konuşabilirim.”
Mert heyecandan ne diyeceğini bilememiş.
“O zaman bana ormanın sırlarını anlatır mısın?”
Çınar, dallarını hafifçe sallamış.
“Elbette. Ama önce sana küçük bir görev vereceğim.”
“Ne görevi?”
“Ormanın gerçek dostu olduğunu bana göstermelisin.”
Ertesi gün Mert yine ormana gelmiş. Yerde kırılmış dalları toplamış, dere kenarındaki çöpleri temizlemiş. Susuz kalan küçük fideleri sulamış. Ayağına diken batan minik kirpiyi dikkatlice kurtarmış.
Çınar hepsini sessizce izlemiş.
Akşam olduğunda konuşmuş.
“Aferin Mert. Doğayı korumak sadece konuşmakla değil, davranışlarla olur.”
Tam o sırada gökyüzü kararırken şiddetli bir rüzgâr çıkmış. Fırtına yaklaşırken küçük kuşların yuvaları sallanmaya başlamış.
“Yavrular tehlikede!” diye seslenmiş çınar.
Mert hiç düşünmeden dallardan düşen yuvaları toplamış. Köyden getirdiği küçük iplerle sağlam dallara dikkatlice bağlamış.
Fırtına gece boyunca sürmüş.
Sabah güneş doğduğunda hiçbir yavru kuş zarar görmemişti.
Kuşlar sevinçle ötüşmeye başlamış.
Çınar ağacı gururla konuşmuş.
“Gerçek cesaret, yalnızca güçlü olmak değildir. Başkalarına yardım etmektir.”
Mert her hafta ormana gelmeye devam etmiş. Gün geçtikçe orman daha temiz, daha canlı ve daha mutlu olmuş.
Bir gün köy çocukları Mert’i takip etmiş.
Çınarın gerçekten konuştuğunu görmek istemişler.
Fakat ağacın yanına geldiklerinde hiçbir ses duymamışlar.
İçlerinden biri üzülerek sormuş.
“Neden bizimle konuşmuyor?”
Çınar yalnızca yapraklarını hafifçe sallamış.
Mert gülümseyerek arkadaşlarına dönmüş.
“Belki önce doğayı gerçekten sevmemiz gerekiyordur.”
O günden sonra çocuklar da çöpleri toplamaya, ağaçlara zarar vermemeye, hayvanlara yardım etmeye başlamışlar.
Haftalar sonra tekrar ormana geldiklerinde çınarın dalları rüzgârla usulca sallanmış.
Bu kez hepsi aynı anda sıcak bir ses duymuş.
“Hoş geldiniz çocuklar… Artık siz de ormanın gerçek dostları oldunuz.”
Çocuklar büyük bir mutlulukla birbirlerine bakmışlar.
O günden sonra köyde hiçbir çocuk doğaya zarar vermemiş. Her fidan sevgiyle büyümüş, her kuş güven içinde yuva kurmuş. Konuşan çınar ise iyi kalpli çocuklara bilgeliğini anlatmaya devam etmiş.
Ve derler ki bugün bile bir ormanda yaşlı bir çınarın gölgesine oturur, doğayı sevgiyle dinlerseniz, yaprakların arasından size fısıldayan yumuşak bir ses duyabilirsiniz.
“Doğayı koruyan, geleceği de korur.”