Güneşin ilk ışıkları, Zümrüt Ormanı’nın yapraklarına altın damlalar gibi düşerken, bütün hayvanlar yeni güne neşeyle uyanırdı. Bu ormanın kralı, güçlü olduğu kadar adil yüreğiyle de tanınan Aslan Arven’di. Onun en büyük kuralı şuydu:
“Gerçek güç, korku salmakta değil; umut olmaktadır.”
Bu yüzden ormanda yaşayan en küçük karınca bile derdini korkmadan krala anlatabilirdi.
Bir sabah gökyüzünde daha önce kimsenin görmediği parlak mavi bir yıldız belirdi. Yıldız gündüz vakti bile sönmüyor, ormanın tam ortasındaki Bilgelik Kayası’nın üzerinde parlıyordu. Gece olduğunda ise bütün ağaçların yaprakları gümüş gibi ışıldıyordu.
Yaşlı baykuş bunun sıradan bir olay olmadığını anladı.
“Bu, Kalp Yıldızı’dır,” dedi. “Yüzyıllardır görünmemişti. Eğer ışığı sönerse ormandaki dostluk da yavaş yavaş kaybolur.”
Hayvanlar endişelendi. Çünkü yıldızın ışığı her geçen gün biraz daha azalıyordu.
Aslan Arven, hiçbir vakit kaybetmeden yola çıkmaya karar verdi. Ona cesur tavşan Pofuduk, zeki tilki Larin ve minik sincap Fındık eşlik etti.
İlk durakları Fısıldayan Ağaçlar Vadisi oldu. Burada ağaçlar yalnızca doğruyu söyleyenlere yol açıyordu.
Tilki, kısa yolu bulmak için küçük bir yalan söylemeye kalkınca bütün ağaçlar dallarını birbirine doladı. Yol tamamen kapandı.
Aslan Arven tilkiye baktı.
“Hata yapmak kötü değildir. Ama hatayı kabul etmemek insanı ve hayvanı küçültür.”
Tilki başını eğdi.
“Özür dilerim. Kolay yolu seçmek istedim.”
O anda dallar yavaşça açıldı ve geçit yeniden ortaya çıktı.
Yolculuk devam etti.
İkinci gün Sis Gölü’ne ulaştılar. Gölde yaşayan yankılar, herkesin en büyük korkusunu tekrar ediyordu.
Tavşan Pofuduk korkuyla titredi.
“Ya başarısız olursam?”
Sincap Fındık fısıldadı.
“Ya çok küçük olduğum için kimse beni önemsemezse?”
Aslan ise sessizce göle baktı.
“Korkularımız bizi durdurmaz. Onlardan kaçmamız bizi durdurur.”
Bu sözlerle birlikte sis dağıldı, göl cam gibi berraklaştı.
Sonunda Dağın Zirvesi’ndeki Işık Mağarası’na ulaştılar. Kalp Yıldızı’nın ışığını çalanın dev bir canavar olduğunu düşündüler. Fakat mağarada onları küçücük gri bir kuş karşıladı.
Kuşun kanadı yaralıydı.
“Ben yıldızı çalmadım,” dedi üzgünce. “Sadece ışığına sığındım. Kanadım kırıldığı için karanlıktan çok korkuyordum.”
Hayvanlar şaşkına döndü.
Aslan Arven kuşa yaklaştı.
“Bazen en büyük sorunlar kötü niyetten değil, yalnızlıktan doğar.”
Hemen sincap şifalı otlar topladı. Tavşan yumuşak yosunlardan yatak hazırladı. Tilki ise mağaranın girişini rüzgârdan koruyacak dallar ördü.
Kuş birkaç gün içinde iyileşti.
Tam kanatlarını açıp gökyüzüne yükseldiği anda Kalp Yıldızı eskisinden de parlak bir ışık saçtı. Bütün orman rengârenk ışıklarla aydınlandı. Çiçekler aynı anda açtı, dereler neşeyle şarkı söylemeye başladı.
Yaşlı baykuş gülümsedi.
“Yıldızı söndüren karanlık değildi. Paylaşılmayan iyilikti.”
O günden sonra Aslan Arven her yıl “İyilik Günü” düzenledi. O gün hiçbir hayvan hediye almazdı. Herkes bir başkasına yardım ederdi. Kimisi yaşlı kaplumbağaya yiyecek taşır, kimisi kuşların yuvalarını onarır, kimisi de yalnız kalanlarla sohbet ederdi.
Ve ilginç bir şey oldu.
Kalp Yıldızı bir daha hiç sönmedi.
Çünkü herkes öğrendi ki gerçek bir kral, en yüksek kayanın üzerinde duran değil; en zor zamanda başkalarının yanında duran kişidir.