Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, rengârenk çiçeklerin açtığı, ağaçların kuşlara yuva olduğu, derelerin şarkılar söylediği büyülü bir orman varmış. Bu ormanın adı Mutluluk Ormanı’ymış. Ormanda tavşanlar, sincaplar, kirpiler, kelebekler ve birbirinden sevimli hayvanlar huzur içinde yaşarmış. Ormanın en meraklı sakinlerinden biri de Jerry adında küçük, sevimli bir fareymiş. Jerry’nin kocaman kulakları, parlak gözleri ve hiç bitmeyen bir öğrenme merakı varmış. Her gün yeni yerler keşfetmeyi, farklı şeyler öğrenmeyi ve arkadaşlarına yardım etmeyi çok severmiş.
Jerry’nin yaşadığı küçük kulübe, yaşlı bir meşe ağacının hemen altındaymış. Bir sabah güneş ışıkları penceresinden içeri süzülürken Jerry, dışarıdan gelen tuhaf bir ses duymuş. Sanki gökyüzünden akan bir nehir şırıl şırıl şarkı söylüyormuş. Merakla kapısını açmış ve ormanın derinliklerinden gelen sese doğru yürümeye başlamış. Bir süre sonra karşısına yaşlı kaplumbağa Tospik çıkmış. Tospik, Jerry’ye gülümseyerek, “Nereye böyle küçük dostum? Sabah sabah ormanın en uzak köşelerine gidiyorsun galiba!” diye sormuş. Jerry heyecanla, “Uzaklardan harika bir ses geliyor. Ne olduğunu öğrenmek istiyorum!” diye cevap vermiş.
Tospik başını hafifçe sallamış ve Jerry’ye eski bir hikâye anlatmaya başlamış. “Çok uzun zaman önce ormanın kuzeyinde, yalnızca kalbi temiz olanların görebildiği bir süt şelalesi varmış. Bu şelalenin suyu gibi bembeyaz, köpükleri gibi yumuşacık bir görünümü varmış. Efsaneye göre şelale, paylaşmayı bilenlere mutluluk getirirmiş.” Jerry’nin gözleri heyecanla parlamış. “Gerçekten süt gibi akan bir şelale mi? Peki, nerede olduğunu biliyor musun?” diye sormuş. Tospik, “Kuzeydeki Gümüş Yapraklı Dağ’ın ardında olabilir. Ancak oraya ulaşmak için sabırlı olmalı ve yol boyunca karşına çıkan canlılara yardım etmelisin.” demiş.
Jerry hiç vakit kaybetmeden küçük sırt çantasını hazırlamış. Çantasına biraz fındık, bir parça peynir, su matarası ve en sevdiği kırmızı atkısını koymuş. Annesine yolculuğunu haber verdikten sonra yola çıkmış. Ormanın içinden ilerlerken karşısına ağacın dibinde oturan minik bir sincap çıkmış. Sincabın adı Fındık’mış ve topladığı cevizler yüksek bir yamacın aşağısına yuvarlanmış. Fındık üzgün bir sesle, “Bütün kış için hazırlık yapıyordum ama cevizlerim dağıldı. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum.” demiş. Jerry, kendi yolculuğunu düşünmeden ona yardım etmeye karar vermiş. Birlikte cevizleri toplamışlar ve hepsini güvenli bir yere taşımışlar. Fındık sevinçle, “İyiliğini hiç unutmayacağım Jerry!” demiş. Jerry ise gülümseyerek, “Arkadaşlar birbirine yardım eder. İyilik paylaşıldıkça çoğalır.” diye karşılık vermiş.
Yoluna devam eden Jerry, kısa süre sonra küçük bir dereye ulaşmış. Derenin üzerinde eskiden yapılmış tahta bir köprü varmış ancak köprünün bir tahtası yerinden çıkmış. Karşıya geçemeyen minik kirpi Pofuduk, derenin kenarında çaresizce bekliyormuş. Jerry hemen çevresine bakınmış ve birkaç sağlam dal bulmuş. Dalları dikkatlice bir araya getirerek kirpinin geçebileceği güvenli bir yol hazırlamış. Pofuduk sevinçle karşıya geçmiş ve Jerry’ye teşekkür etmiş. “Senin gibi yardımsever bir arkadaşım olduğu için çok şanslıyım!” demiş. Jerry, “Bazen küçücük bir yardım bile bir başkasının gününü güzelleştirebilir.” diye cevap vermiş.
Öğleden sonra güneş yavaş yavaş batmaya başlamış. Jerry, Gümüş Yapraklı Dağ’ın eteklerine ulaşmış. Dağın çevresi rengârenk çiçeklerle kaplıymış. Ancak dağın tepesine çıkan yol oldukça dikmiş. Jerry biraz yorulmuş ve büyük bir kayanın üzerine oturarak dinlenmeye başlamış. Tam o sırada gökyüzünden beyaz kanatlı, zarif bir baykuş süzülerek yanına konmuş. Baykuşun adı Bilge Lila’ymış. “Küçük yolcu, burada ne arıyorsun?” diye sormuş. Jerry, süt şelalesini aradığını anlatmış. Lila gözlerini kısarak gülümsemiş. “Demek efsanedeki şelaleyi arıyorsun! Onu bulmak için yalnızca gözlerinle değil, kalbinle de bakmalısın. Dağın arkasındaki gümüş taşlı patikayı takip et. Ancak unutma, gerçek zenginlik sahip olduklarımızda değil, başkalarıyla paylaştıklarımızdadır.” demiş.
Jerry teşekkür ederek yeniden yola koyulmuş. Gümüş taşlı patikayı takip ederken uzaktan gelen güçlü bir su sesi duymuş. Ses gittikçe yükselmiş, yükselmiş ve sonunda karşısına hayatında gördüğü en muhteşem manzara çıkmış. Kocaman bir kayalığın tepesinden aşağıya doğru bembeyaz, köpüklü bir süt şelalesi akıyormuş! Şelalenin çevresinde inci gibi parlayan damlacıklar havada dans ediyor, güneş ışınları bu damlacıkların üzerinde rengârenk gökkuşakları oluşturuyormuş. Jerry hayranlıkla, “İnanamıyorum! Gerçekten de süt şelalesi varmış!” diye haykırmış.
Jerry şelaleye biraz daha yaklaşmış. Tam o sırada şelalenin yanında duran yaşlı bir peri belirmiş. Perinin saçları gümüş gibi parlıyor, elbisesi beyaz çiçeklerden oluşuyormuş. “Hoş geldin Jerry. Ben bu şelalenin koruyucusu Peri Melina’yım.” demiş. Jerry şaşkınlıkla, “Burası gerçekten süt şelalesi mi? Bu kadar güzel bir yerin sırrı nedir?” diye sormuş. Peri Melina, “Bu şelalenin sırrı yalnızca güzelliğinde değil, taşıdığı anlamdadır. Süt, canlıların büyümesine yardımcı olan besleyici bir içecektir. Fakat bu şelalenin asıl büyüsü, paylaşmayı bilen kalpleri bir araya getirmesidir.” diye cevap vermiş.
Peri Melina, Jerry’ye küçük, kristal bir kâse uzatmış. “Bu şelaleden biraz süt alabilirsin. Ancak sana bir sorum var: Bu kadar uzun bir yolculuğu neden yaptın? Yalnızca süt şelalesini görmek için mi?” Jerry biraz düşünmüş ve sonra içtenlikle cevap vermiş: “Başta yalnızca merak ettiğim için geldim. Ama yol boyunca arkadaşlarıma yardım ettim. Onların mutlu olduğunu görünce ben de mutlu oldum. Sanırım bu yolculuk bana süt şelalesinden çok daha değerli bir şey öğretti.”
Peri Melina’nın yüzünde sıcak bir gülümseme belirmiş. “İşte aradığımız cevap bu! Senin kalbin iyilikle dolu Jerry. Şelalenin gerçek mucizesi de budur. İnsanlar ve hayvanlar yalnızca kendileri için yaşadıklarında mutlulukları küçük kalır. Ama birbirlerine yardım ettiklerinde mutlulukları büyür.” demiş. Ardından sihirli değneğini havaya kaldırmış. Şelalenin köpükleri bir anda parlamaya başlamış ve Jerry’nin önünde küçük bir süt testisi belirmiş. Peri, “Bu testiyi köyüne götür. Ancak içindekini yalnızca kendin için saklama. İhtiyacı olanlarla paylaş.” diye öğüt vermiş.
Jerry testiyi dikkatlice çantasına yerleştirmiş ve sevinçle evinin yolunu tutmuş. Dönüş yolunda yardım ettiği arkadaşlarıyla yeniden karşılaşmış. Fındık sincap, Pofuduk kirpi ve diğer orman sakinleri onun etrafında toplanmış. Jerry başından geçenleri heyecanla anlatmış. Süt testisini ortaya koyarak, “Bu süt şelalesinin armağanı. Hep birlikte paylaşalım!” demiş. Hayvanlar küçük kaplarını getirmişler. Herkes ihtiyacı kadar süt almış. Birlikte oturup güzel bir akşam geçirmişler.
O günden sonra Mutluluk Ormanı’nda hiçbir canlı kendisini yalnız hissetmemiş. Hayvanlar yiyeceklerini paylaşmış, birbirlerine yardım etmiş ve doğayı korumak için birlikte çalışmışlar. Jerry ise her fırsatta arkadaşlarına süt şelalesini ve Peri Melina’nın öğütlerini anlatmış. Ormandaki küçük hayvanlar büyüdükçe bu hikâyeyi kendi yavrularına da aktarmışlar.
Bir gün Jerry yeniden Gümüş Yapraklı Dağ’a gitmiş. Süt şelalesinin başında Peri Melina’yı görememiş ama kayaların üzerinde parlayan küçük bir yazı bulmuş. Yazıda şöyle yazıyormuş: “Gerçek sihir, bir kalpten başka bir kalbe taşınan iyiliktir.” Jerry bu sözleri okuduktan sonra mutlu bir şekilde gülümsemiş. Artık anlamış ki dünyanın en güzel hazinesi altınlar, mücevherler ya da sihirli şelaleler değilmiş. En değerli hazine sevgi, dostluk ve paylaşmakmış.
Ve o günden sonra Jerry, Mutluluk Ormanı’nın en sevilen kahramanı olmuş. Süt şelalesinin efsanesi dilden dile dolaşmış. Ormanda her yeni gün, bir iyilikle başlamış. Gökten üç fındık düşmüş; biri iyilik yapanlara, biri paylaşmayı bilenlere, biri de bu güzel masalı okuyan çocuklara.