Uzaklarda, yemyeşil ağaçların gökyüzüne uzandığı, çiçeklerin sabahları renk renk açtığı ve küçük bir derenin şırıl şırıl aktığı Masal Ormanı adında güzel bir yer varmış. Bu ormanda Pofuduk adında beyaz tüylü, uzun kulaklı ve meraklı bir tavşan yaşarmış. Pofuduk’un en belirgin özelliği, ne olursa olsun yalan söylememesiymiş. Arkadaşları bazen onun bu özelliğine şaşırır, “Pofuduk, doğruyu söylemek her zaman kolay mı?” diye sorarlarmış. Pofuduk ise gülümseyerek, “Doğruyu söylemek bazen zor olabilir ama insanın kalbini hafifletir,” dermiş.
Bir sabah Pofuduk, ormanın en yaşlı meşe ağacının altında arkadaşlarıyla oyun oynarken yerde parlayan küçük bir şey görmüş. Eğilip baktığında bunun üzerinde mavi taşlarla süslenmiş güzel bir altın anahtar olduğunu fark etmiş. Anahtarı patileriyle dikkatlice kaldırıp çevirdiğinde üzerinde minicik harflerle “Sahibini bulana kadar sakla” yazdığını görmüş. Pofuduk’un aklına hemen anahtarın kime ait olabileceği gelmiş. Önce anahtarı kendisine saklamayı düşünmüş, çünkü altın anahtarın hangi gizli kapıyı açtığını çok merak ediyormuş. Fakat kısa süre sonra içinden bir ses, “Sana ait olmayan bir şeyi saklamak doğru değildir,” diye fısıldamış.
Pofuduk anahtarı alıp ormandaki arkadaşlarının yanına gitmiş. Önce Sincap Fındık’a sormuş. Fındık anahtara dikkatlice bakıp, “Benim değil,” demiş. Sonra Kirpi Diken’e ve Serçe Maviş’e sormuş. Onlar da anahtarın kendilerine ait olmadığını söylemişler. Tam o sırada Tilki Kızıl ortaya çıkmış. Kızıl, Pofuduk’un patisindeki altın anahtarı görünce gözlerini büyütmüş ve “Ben bu anahtarı gördüm! Bence onu dere kenarında buldun,” demiş. Pofuduk başını sallayarak, “Hayır, anahtarı meşe ağacının altında buldum,” diye cevap vermiş. Kızıl şaşırmış, çünkü dere kenarında bulduğunu söylese kimsenin ona kızmayacağını düşünüyormuş.
O gün öğleden sonra ormana yaşlı Baykuş Bilge gelmiş. Baykuş Bilge, Masal Ormanı’ndaki herkesin güvendiği, olayları sakinlikle dinleyen akıllı bir dostmuş. Pofuduk ona anahtarı gösterip nasıl bulduğunu anlatmış. Baykuş Bilge anahtarı uzun süre incelemiş ve sonra, “Bu anahtar, ormanın tepesindeki eski gözlemevinin kapısını açıyor olabilir,” demiş. Çocuklar ve hayvanlar bu sözleri duyunca heyecanlanmış. Çünkü gözlemevi yıllardır kullanılmıyormuş ve kimse orada ne bulunduğunu bilmiyormuş.
Pofuduk, arkadaşlarıyla birlikte gözlemevine doğru yola çıkmış. Yolda karşılarına derin bir çukur çıkmış. Sincap Fındık önden koşarken yanlışlıkla bir dala basmış ve dal kırılmış. Fındık korkuyla yere düşmüş. Pofuduk hemen arkadaşına yardım etmiş. Fındık biraz utanarak, “Dikkatsiz davrandım,” demiş. Pofuduk ise onu suçlamak yerine, “Hata yaptığını söylemen çok güzel. İnsan hatasını kabul ettiğinde onu düzeltmek için ilk adımı atmış olur,” demiş. Fındık gülümsemiş ve o günden sonra daha dikkatli olmaya karar vermiş.
Sonunda eski gözlemevine ulaşmışlar. Kapının üzerinde anahtarın üzerindeki mavi taşlara benzeyen küçük taşlar varmış. Pofuduk anahtarı kilide yerleştirip yavaşça çevirmiş. Kapı gıcırdayarak açılmış. İçeride eski kitaplar, yıldız haritaları ve cam bir sandığın içinde ışıl ışıl parlayan tohumlar bulunuyormuş. Baykuş Bilge şaşkınlıkla, “Bunlar Ayçiçeği Tohumları! Çok uzun zamandır aranan sihirli tohumlar bunlar. Bu tohumlar ekildiğinde ormanın kuruyan bölgelerinde yeniden rengârenk çiçekler yetişir,” demiş.
Tam o sırada kapının önünde ormanın yaşlı bahçıvanı Belinda Nine görünmüş. Pofuduk’un elindeki anahtarı görünce sevinçle, “Onu haftalardır arıyordum! Gözlemevinin bahçesindeki tohumları almak için anahtara ihtiyacım vardı,” demiş. Pofuduk anahtarı ona uzatırken içtenlikle gülümsemiş. Belinda Nine teşekkür ederek, “Eğer anahtarı kendine saklasaydın bu güzel tohumları bulamayacaktık,” demiş. Pofuduk ise, “Bana ait olmayan bir şeyi saklamak yerine sahibine ulaştırmak içimi daha çok mutlu ediyor,” diye cevap vermiş.
Belinda Nine tohumları ormanın farklı yerlerine ekmiş. Günler geçtikçe küçük filizler toprağın içinden çıkmaya başlamış. Birkaç hafta sonra Masal Ormanı eskisinden de güzel olmuş. Sarı, mor, pembe ve mavi çiçekler her yanı kaplamış; kelebekler çiçeklerin üzerinde uçuşmuş, arılar neşeyle vızıldamış. Ormandaki herkes Pofuduk’un yaptığı iyiliği konuşuyormuş. Tilki Kızıl ise Pofuduk’un yanına gelip başını öne eğmiş ve “O gün senin gibi doğruyu söylemek yerine gerçeği değiştirmeyi düşündüm. Şimdi anlıyorum ki yalan söylemek insanı kısa süreliğine kurtarsa bile güvenini kaybetmesine neden olabilir,” demiş.
Pofuduk arkadaşının omzuna dostça dokunmuş. “Hepimiz hata yapabiliriz Kızıl. Önemli olan hatamızı fark edip doğru olanı seçmektir,” demiş. O günden sonra Kızıl da elinden geldiğince doğruyu söylemeye başlamış. Bazen doğruyu söylemekten çekinse bile Pofuduk’un sözlerini hatırlıyormuş: “Gerçek, bazen küçük bir ışık gibi görünür; ama karanlıkta yolumuzu bulmamızı sağlayan da odur.”
Yıllar geçse de Masal Ormanı’nda Pofuduk’un hikâyesi unutulmamış. Büyükler bu hikâyeyi çocuklarına anlatmış, çocuklar da arkadaşlarına aktarmış. Çünkü herkes bir şeyi öğrenmiş: Dürüstlük yalnızca yalan söylememek değil, doğruyu söylemeye cesaret etmek, yapılan bir hatayı kabul etmek ve başkasına ait olanı sahibine ulaştırmaktır. Pofuduk ise her sabah çiçeklerin arasında hoplaya zıplaya dolaşırken gökyüzüne bakıp gülümsermiş. Onun kalbi huzurluymuş; çünkü doğruyu seçtiğinde insanın içinde görünmeyen ama sıcacık bir ışık yanarmış.