Bir varmış, bir yokmuş… Uzak mı uzak, bulutların pamuk şekeri gibi göründüğü, ağaçların rüzgârla dans ettiği, derelerin şarkılar söylediği Büyülü Fındık Ormanı’nda Fısfıs adında bir cadı yaşarmış. Fısfıs’ın kocaman mor bir şapkası, uçarken sürekli ters dönen bir süpürgesi ve birbirinden tuhaf büyüler yaptığı küçük bir kulübesi varmış. Ama Fısfıs’ın çok önemli bir sorunu bulunuyormuş: Büyü formüllerini okumadan büyü yapmayı çok seviyormuş!
Fısfıs aslında kötü bir cadı değilmiş. Tam tersine, ormandaki bütün hayvanlara yardım etmek, gökyüzüne rengârenk gökkuşakları çizmek ve herkesin yüzünü güldürmek istermiş. Ne var ki aceleci olduğu için büyü kitabındaki formülleri yarım yamalak okur, bazen de kendi kendine yeni kelimeler uydururmuş. Bir keresinde yağmur yağdırmak isterken bütün ormana sabun köpüğü yağdırmış. Başka bir gün, uçan bir kek yapmaya çalışmış ama kek yerine mutfaktaki bütün kaşıklar havalanmış!
Bir Sabah Her Şey Ters Gitti
Bir sabah Fısfıs, penceresinden dışarı bakmış. Ormanın üzerindeki kocaman meşe ağacının yaprakları solmuş, çiçekler başlarını eğmiş, küçük dere ise neredeyse kurumuş. Ormanın hayvanları susuz kalmaktan korkuyormuş. Fısfıs hemen büyü kitabını açmış ve yağmur yağdıran formülü bulmuş. Kitapta şöyle yazıyormuş: “Üç damla ay ışığı, iki tutam bulut tozu, bir kaşık sabır ve doğru zamanda söylenen sihirli söz…”
Fısfıs kitabı okumaya başlamış ama daha ilk satırda esnemiş. “Üç damla ay ışığı mı? Benim dolabımda ay ışığı yok ki! Neyse, onun yerine üç damla limon suyu koyarım. İkisi de sarı sonuçta!” diye düşünmüş. Ardından iki tutam bulut tozu yerine un, bir kaşık sabır yerine de bir kaşık şeker eklemiş. Sihirli sözü ise hiç okumamış. Çünkü ona göre büyü yapmak için kelimeleri bilmeye ne gerek varmış? Sonuçta önemli olan biraz da özgüvenmiş!
Ormana Yağmur Yerine Ne Yağdı?
Fısfıs, kazanının başına geçmiş ve tahta kaşığıyla karışımı hızlı hızlı çevirmiş. Sonra gözlerini kapatıp kollarını havaya kaldırmış. “Fındık, fıstık, patates! Yağdır bize güzel bir dans!” diye bağırmış. Kazan bir anda fokurdamaya başlamış. Önce içinden pembe bir duman yükselmiş, sonra mor kıvılcımlar havaya sıçramış. Fısfıs sevinçle ellerini çırpmış. “İşte bu! Kesinlikle mükemmel bir büyü oldu!”
Tam o sırada gökyüzünden ilk damla düşmüş. Fısfıs heyecanla dışarı çıkmış ve yüzünü göğe çevirmiş. Fakat düşen şey su değilmiş. Kocaman, yapış yapış, parlak pembe bir şeker damlasıymış! Ardından yüzlerce şeker gökten yağmaya başlamış. Çiçeklerin üzerine çilekli şekerler, tavşanların kulaklarına karamelli şekerler, sincapların yuvalarına ise kocaman lolipoplar düşmüş.
Ormandaki hayvanlar önce şaşırmış, sonra herkes birbirine bakıp gülmeye başlamış. Ancak birkaç dakika sonra işler karışmış. Karıncalar şekerlerin altında kalmış, tavşanların patileri yere yapışmış, sincaplar ise ağaç dallarından sarkan lolipopları kurtarmaya çalışırken birbirlerine dolanmış. Üstelik şeker yağmuru hiç durmuyormuş!
Cadının Komik Yardımcıları
Fısfıs ne yapacağını bilemeyince en yakın arkadaşı olan Bilge Baykuş Bıdık’ı çağırmış. Bıdık, ormanın en akıllı hayvanıymış. Gözlüklerini burnunun ucuna indirmiş, büyü kazanına dikkatlice bakmış ve kaşlarını kaldırmış. “Fısfıs, sen bu formüle ne yaptın böyle? Bu, yağmur büyüsü değil, şeker fabrikası açma büyüsü olmuş!” demiş.
Fısfıs başını kaşımış. “Ama ben sadece birkaç küçük değişiklik yaptım. Limon suyu, un ve şeker kullandım. Ne olabilir ki?” diye cevap vermiş. Bıdık derin bir nefes almış. “Bir formülde her malzemenin ve her adımın bir amacı vardır. Bir şeyi değiştireceksen önce ne işe yaradığını anlamalısın. Yoksa sonuç hiç beklediğin gibi olmayabilir.”
Tam o sırada minik tavşan Pofuduk, şekerle kaplanmış patileriyle yanlarına gelmiş. “Benim ayaklarım yere yapıştı! Artık zıplayamıyorum. Galiba hayatımın en tatlı ama en yapışkan günü!” demiş. Herkes gülmüş, fakat Fısfıs artık gerçekten endişelenmeye başlamış.
Yanlış Formülü Düzeltme Zamanı
Bıdık, Fısfıs’a büyü kitabını baştan sona dikkatlice okumasını söylemiş. Fısfıs bu kez acele etmemiş. Her kelimeyi tek tek incelemiş, malzemeleri kontrol etmiş ve tarifteki sırayı takip etmiş. Üç damla ay ışığı, iki tutam bulut tozu ve bir kaşık sabır gerekiyormuş. Üstelik sihirli sözün de doğru söylenmesi şartmış.
Fısfıs, ay ışığını gece biriktirdiği küçük cam şişeden almış. Bulut tozunu ise ormanın tepesindeki yaşlı bulutun yanına giderek istemiş. Sabır için de kendi kendine bir kaşık şeker koymayı düşünmüş ama Bıdık hemen uyarmış: “Sabır, kavanozdan alınan bir malzeme değildir. Beklemeyi, düşünmeyi ve gerektiğinde yeniden denemeyi bilmektir.” Fısfıs bu sözleri duyunca biraz utanmış. Çünkü hayatında ilk kez bir büyü için beklemesi gerektiğini fark etmiş.
Malzemeleri doğru sırayla kazana koymuş. Bu kez karıştırırken yavaş davranmış ve sihirli sözleri dikkatlice okumuş: “Ay ışığı parlasın, bulutlar toplansın, sabrın gücüyle yağmurlar başlasın!” Kazan önce hafifçe parlamış, sonra içinden mavi bir ışık yükselmiş. Fısfıs gözlerini kocaman açmış. Acaba bu sefer gerçekten doğru mu yapmıştı?
Gerçek Yağmur ve Büyük Sürpriz
Bir anda gökyüzünde gri bulutlar toplanmış. Önce minicik bir yağmur damlası düşmüş. Ardından ikinci damla, üçüncü damla… Derken ormanın üzerine mis gibi kokan, serin ve yumuşacık bir yağmur başlamış. Çiçekler başlarını kaldırmış, dere yeniden şırıldamış, ağaçların yaprakları sevinçle sallanmış. Hayvanlar mutlulukla dans etmeye başlamış.
Fısfıs sevinçten havalara uçmuş. Ama tam o sırada büyü kazanından küçük bir ses gelmiş: “Miyav!” Herkes şaşkınlıkla kazana bakmış. İçinden pembe tüylü, şeker kokulu minicik bir kedi çıkmış. Fısfıs gözlerini ovuşturmuş. “Ben yağmur büyüsü yaptım, kedi nereden çıktı?” diye sormuş.
Bıdık gülerek cevap vermiş: “Sanırım ilk yaptığın yanlış büyüden kalan son bir sürpriz!” Pembe kedi, Fısfıs’ın şapkasına zıplamış ve oraya kıvrılıp uyumuş. Fısfıs ona Şekerpare adını vermiş. O günden sonra Şekerpare, Fısfıs’ın en yakın arkadaşı olmuş. Ancak mutfakta şeker görünce ortadan kayboluyormuş. Çünkü bir daha asla şeker yağmuru yaşamak istemiyormuş!
Fısfıs’ın Öğrendiği En Büyük Ders
O günden sonra Fısfıs büyü yapmadan önce mutlaka kitabını açar, formülleri dikkatlice okur ve malzemeleri kontrol edermiş. Bir şeyi anlamadığında Bıdık’a danışır, acele etmemeyi öğrenirmiş. Hatta kulübesinin kapısına kocaman bir tabela asmış: “BÜYÜ YAPMADAN ÖNCE OKU, DÜŞÜN, KONTROL ET!”
Ormandaki hayvanlar da Fısfıs’ın bu değişimini çok sevmiş. Artık ondan yardım istediklerinde her şeyin yolunda gideceğini biliyorlarmış. Elbette bazen küçük kazalar yine oluyormuş. Bir gün Fısfıs yanlışlıkla bütün mantarları şarkı söyler hâle getirmiş. Ama bu kez hatasını fark etmiş, formülü yeniden incelemiş ve sorunu çözmüş. Çünkü artık biliyormuş ki hata yapmak dünyanın sonu değilmiş; önemli olan hatadan ders çıkarıp doğru yolu bulmakmış.
Ve böylece Büyülü Fındık Ormanı’nda herkes mutlu mesut yaşamış. Fısfıs ise her büyüsünden önce aynı sözü söylermiş: “Önce oku, sonra düşün, en sonunda büyünü yap! Yoksa gökten yağmur yerine şeker yağar, başına da pembe bir kedi konar!”