Zamanı Tutan Derviş masalı için çocuklara zamanı doğru kullanmayı öğreten fantastik ve masalsı illüstrasyon

Zamanı Tutan Derviş Masalı

Bir varmış, bir yokmuş…

Uzak dağların ardında, sabahları altın renkli güneşle uyanan, akşamları yıldızların altında uyuyan küçük ve güzel bir köy varmış. Bu köyün adı Gümüşçınar Köyü’ymüş.

Köyün ortasında, dalları gökyüzüne kadar uzanan yaşlı bir çınar ağacı bulunurmuş. Çınarın gövdesinde ise kimsenin ne zaman yapıldığını bilmediği eski bir saat asılıymış.

Bu saat öyle sıradan bir saat değilmiş.

Akrep ve yelkovanı hareket ettiğinde, bütün köyde hafif bir çan sesi duyulurmuş.

Dın… dın… dın…

Köylüler bu sesi duyunca işlerine koyulur, çocuklar oyunlarını bırakıp okullarına gider, çiftçiler tarlalarına yönelir, fırıncılar ekmeklerini hazırlarmış.

Fakat köyde bir çocuk varmış ki zamanı hiç umursamazmış.

Bu çocuğun adı Mert’miş.

Mert iyi kalpli, meraklı ve neşeli bir çocukmuş. Fakat bir huyu varmış ki ailesini ve öğretmenini sık sık üzermiş:

Mert her şeyi ertelermiş.

Sabah annesi:

— Mert, hadi uyan! Okula geç kalacaksın, dermiş.

Mert yorganın altından seslenirmiş:

— Biraz daha uyuyayım. Daha çok zaman var!

Öğretmeni ödev verdiğinde:

— Mert, ödevini ne zaman yapacaksın?

Mert gülümsermiş:

— Sonra yaparım öğretmenim. Daha çok zaman var!

Arkadaşları oyun oynamaya çağırdığında ise Mert’in cevabı hep aynıymış:

— Önce işlerimi bitireyim.

Ama işler bitmezmiş.

Çünkü Mert, işlerini yapmak yerine sürekli başka şeylerle oyalanırmış.

Bir gün top oynar, bir gün kelebeklerin peşinden koşar, başka bir gün dere kenarında taş sektirirmiş.

Akşam olduğunda ise:

— Yarın yaparım, dermiş.

Fakat Mert’in bilmediği bir şey varmış.

“Yarın” denilen zaman, bekleyenler için hiç gelmezmiş.

Gizemli Yolcu

Bir sonbahar sabahı Mert, yine okula geç kalmış.

Çantasını sırtına takmış, ayakkabısının bağcıklarını bile bağlamadan evden çıkmış.

Koşmuş, koşmuş, koşmuş…

Tam köy meydanından geçerken yaşlı çınarın altındaki eski saate bakmış.

Saat durmuş!

Mert şaşkınlıkla başını kaldırmış.

— Aman! Saat bozulmuş!

O anda arkasından sakin bir ses duyulmuş:

— Hayır evlat. Saat bozulmadı.

Mert dönüp bakmış.

Karşısında uzun beyaz sakallı, elinde tahta bir asa taşıyan yaşlı bir derviş duruyormuş.

Dervişin üzerinde eski ama tertemiz bir hırka, başında ise küçük bir sarık varmış.

Mert merakla sormuş:

— O zaman neden durmuş?

Derviş gülümsemiş.

— Çünkü zamanını kaybeden birinin köyünde, saat de yolunu şaşırır.

Mert’in gözleri büyümüş.

— Zaman kaybolur mu hiç?

Derviş, asasını yere hafifçe vurmuş.

Tak!

Bir anda köy meydanındaki bütün sesler kesilmiş.

Kuşlar havada donmuş.

Ağaçların yaprakları kıpırdamaz olmuş.

Dere akmayı bırakmış.

Mert korkuyla etrafına bakınmış.

— Ne oldu?

Derviş:

— Sana zamanı göstereceğim, demiş.

Mert’in elinden tutmuş.

Birlikte çınarın arkasındaki dar bir patikaya girmişler.

Patikanın sonunda, daha önce Mert’in hiç görmediği gizemli bir kapı varmış.

Kapının üzerinde şu sözler yazıyormuş:

“Zamanı tutmak isteyen, önce onu anlamalıdır.”

Derviş kapıyı açmış.

Ve ikisi içeri girmiş.

Zaman Bahçesi

Mert gözlerini açtığında kendisini rengârenk bir bahçede bulmuş.

Bahçede yüzlerce çiçek varmış.

Ama bu çiçeklerin hepsi farklı zamanlarda açıyormuş.

Bazıları sabah güneşiyle açılıyor, bazıları öğle vakti, bazıları ise gece yıldızlar çıkınca çiçeklerini gösteriyormuş.

Derviş:

— Burası Zaman Bahçesi. Burada her şeyin kendine ait bir vakti vardır, demiş.

Mert:

— Peki zamanı nasıl tutacağız?

Derviş gülümsemiş.

— Zaman tutulmaz. Zaman değerlendirilir.

Mert başını eğmiş.

— Ben zamanı hiç değerlendirmiyorum galiba.

— Bunu anlaman için üç ders öğrenmen gerekiyor.

— Üç ders mi?

— Evet. Beklemek, başlamak ve tamamlamak.

Mert merakla sormuş:

— Bunlar ne demek?

Derviş, bahçenin sonundaki üç ayrı yolu göstermiş.

— İlk yol sana sabrı öğretecek.

— İkinci yol sana doğru zamanda başlamayı.

— Üçüncü yol ise başladığın işi bitirmenin değerini.

Mert derin bir nefes almış.

— Hazırım!

Derviş gülümsemiş.

— O halde başlayalım.

Birinci Ders: Sabır Çiçeği

Derviş, Mert’i küçük bir tohumun yanına götürmüş.

— Bu tohumu toprağa ek.

Mert tohumu ekmiş.

Sonra beklemiş.

Bir dakika geçmiş.

Hiçbir şey olmamış.

Mert:

— Büyümedi.

— Bekle.

Biraz daha beklemiş.

— Hâlâ büyümedi.

— Bekle.

Mert sıkılmış.

— Ne kadar bekleyeceğim?

Derviş:

— Bir çiçek açmak için gereken zamanı.

Mert bir süre daha beklemiş.

Tam sıkılıp gitmek üzereyken toprağın içinden minicik yeşil bir filiz çıkmış.

Mert’in yüzü aydınlanmış.

— Büyüyor!

Derviş:

— Bazı şeyler aceleyle olmaz. Bir tohumun çiçeğe dönüşmesi için zamana ihtiyacı vardır. İnsanların öğrenmesi, dostlukların güçlenmesi ve hayallerin gerçekleşmesi de böyledir.

Mert çiçeğe bakarak:

— Demek ki sabır da zamanın bir parçası, demiş.

— Doğru.

İkinci Ders: Doğru Zamanda Başlamak

Derviş bu kez Mert’i yüksek bir tepenin önüne götürmüş.

Tepenin üzerinde altın renkli bir kapı varmış.

— Bu kapıya ulaşmak için yola çıkmalısın.

Mert hemen koşmaya başlamış.

Fakat yol çok dikmiş.

Bir süre sonra yorulmuş.

— Çok zor!

Derviş:

— Çünkü yanlış zamanda başladın.

Mert şaşırmış.

— Yanlış zamanda mı?

— Güneşin en sıcak olduğu vakitte yola çıktın. Şimdi dinlenme zamanı.

Mert biraz dinlenmiş.

Güneş gökyüzünden yavaşça çekilmiş.

Hava serinlemiş.

Derviş:

— Şimdi.

Mert yeniden yola koyulmuş.

Bu kez yol daha kolaymış.

Mert kısa sürede tepenin zirvesine ulaşmış.

Derviş:

— Görüyor musun? Bazen önemli olan yalnızca çalışmak değildir. Ne zaman başlayacağını bilmek de gerekir.

Mert düşünmüş.

— Yani bir işi sürekli ertelemek doğru değil. Ama doğru zamanı seçmek de önemli.

— İşte bunu öğreniyorsun.

Üçüncü Ders: Yarım Kalan Köprü

Son olarak Derviş, Mert’i geniş bir nehrin kıyısına götürmüş.

Nehrin karşı tarafında ışıl ışıl parlayan bir saray varmış.

Fakat nehrin üzerinde köprü yokmuş.

Derviş Mert’e tahtalar vermiş.

— Köprüyü sen yapacaksın.

Mert hemen işe koyulmuş.

Bir tahta koymuş.

Sonra bir tane daha.

Bir süre sonra yorulmuş.

— Çok sıkıldım. Yarın devam ederim.

Derviş hiçbir şey söylememiş.

Mert eve dönmek istemiş ama nehrin karşısına geçememiş.

Çünkü köprü yarım kalmış.

Mert geceyi nehrin kıyısında geçirmek zorunda kalmış.

Sabah olduğunda Mert, yarım bıraktığı köprüye bakmış.

— Eğer dün bitirseydim şimdi karşıya geçebilirdim.

Derviş:

— Başlamak cesaret ister. Ama bitirmek de sabır ister.

Mert hemen işe koyulmuş.

Bir tahta…

Bir tahta daha…

Sonunda köprü tamamlanmış.

Mert karşıya geçtiğinde sarayın kapıları açılmış.

İçeride büyük bir saat varmış.

Bu saat, Gümüşçınar Köyü’ndeki eski saate benziyormuş.

Derviş:

— İşte zamanın sırrı burada.

Mert saate yaklaşmış.

— Nedir?

Derviş:

— Zamanı durduramazsın. Geçmişi geri getiremezsin. Geleceği de bugünden yaşayamazsın.

Sonra Mert’in omzuna elini koymuş.

— Ama bugün elindeki zamanı nasıl kullanacağını seçebilirsin.

Mert sessizce düşünmüş.

O anda sarayın içindeki saat çalışmaya başlamış.

Dın… dın… dın…

Bir anda Mert’in gözleri kamaşmış.

Gözlerini açtığında kendisini yeniden Gümüşçınar Köyü’nde bulmuş.

Mert’in Değişen Zamanı

Mert etrafına bakmış.

Köy meydanı eskisi gibiymiş.

Çınar ağacı oradaymış.

Eski saat de çalışıyormuş.

Dın… dın… dın…

Mert birden okulunu hatırlamış.

— Geç kaldım!

Koşmaya başlamış.

Fakat bu kez aklına Derviş’in sözleri gelmiş:

“Zamanı tutamazsın. Ama onu değerlendirebilirsin.”

Mert o günden sonra küçük bir plan yapmaya karar vermiş.

Sabahları zamanında kalkmış.

Ödevlerini son dakikaya bırakmamış.

Oyun oynayacağı zamanı da planlamış.

Çünkü Mert artık şunu biliyormuş:

Çalışmak için zaman, dinlenmek için zaman, oyun oynamak için zaman ve sevdiklerinle vakit geçirmek için zaman vardır.

Hepsini dengeli kullanmak gerekir.

Günler geçmiş.

Haftalar geçmiş.

Mert artık köyün en düzenli çocuklarından biri olmuş.

Bir gün annesi şaşkınlıkla sormuş:

— Mert, seni tanıyamıyorum! Ne oldu sana?

Mert gülümsemiş.

— Zamanı tutmayı öğrendim.

Annesi gülmüş.

— Ama zaman tutulmaz ki.

Mert başını sallamış.

— Haklısın anne. Ben aslında zamanı tutmayı değil, zamanımı iyi kullanmayı öğrendim.

Tam o sırada köy meydanından bir ses duyulmuş.

Dın… dın… dın…

Mert başını kaldırmış.

Yaşlı çınarın altında, beyaz sakallı Derviş’i görmüş.

Mert koşarak yanına gitmiş.

— Derviş!

Fakat Derviş orada değilmiş.

Yalnızca çınarın dalında küçük, altın renkli bir saat asılıymış.

Saatin arkasında ise şu sözler yazıyormuş:

“Zaman, herkese eşit verilen en değerli hazinedir. Onu saklayamazsın; fakat güzel işler, bilgi, dostluk ve iyiliklerle değerlendirebilirsin.”

Mert o günden sonra her sabah güneş doğduğunda yeni günün kendisine verdiği zamanı düşünürmüş.

Ve ne zaman eski çınarın altından geçse, gökyüzüne bakıp şöyle dermiş:

— Bugün elimde yeni bir zaman var. Onu güzel kullanmalıyım.

Böylece Mert, zamanı tutamasa da zamanın değerini bilen bir çocuk olmuş.

Gümüşçınar Köyü’nde ise herkes mutlu yaşamış.

Çınarın üzerindeki eski saat hiç durmamış.

Dın… dın… dın…

Ve derler ki, o saat hâlâ zamanı boşa harcamak üzere olan çocuklara sessizce şunu fısıldarmış:

“Dün geçti. Yarın henüz gelmedi. Elindeki en değerli zaman ise şimdi.”

Gökten üç elma düşmüş: Biri sabrı öğrenenlere, biri başladığı işi tamamlayanlara, biri de zamanını iyilikle değerlendirenlere…

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir