Bir varmış, bir yokmuş… Yemyeşil çayırların, rengârenk çiçeklerin ve berrak derelerin bulunduğu Gülen Orman adında huzur dolu bir yer varmış. Bu ormanda yaşayan bütün hayvanlar birbirlerine yardım eder, doğayı korur ve paylaşmanın mutluluğunu yaşarmış.
Ormanın en neşeli sakinleri ise iki tavşanmış. Birinin adı Pamuk, diğerinin adı Pofudukmuş. Pamuk çok çalışkan, Pofuduk ise çok meraklı ve neşeliymiş. İkisi her gün birlikte oyun oynar, havuç toplar ve ormanda yeni yerler keşfedermiş.
Bir sabah güneş, altın ışıklarını çayırlara serperken iki arkadaş uzun bir yürüyüşe çıkmış. Yürürken kocaman, yemyeşil yaprakların arasında daha önce hiç görmedikleri kadar büyük bir havuç bulmuşlar. Havuç o kadar iriymiş ki neredeyse ikisinin boyu kadarmış.
Pofuduk heyecanla bağırmış:
“Bu hayatımda gördüğüm en büyük havuç!”
Pamuk da gülümseyerek başını sallamış.
“Gerçekten öyle. Bu havuç ikimize de uzun süre yeter.”
Fakat tam o anda ikisinin aklına aynı soru gelmiş.
“Havucu nasıl paylaşacağız?”
Pofuduk havucu biraz daha büyük istediğini düşünmüş. Sonuçta onu ilk fark eden kendisiymiş. Pamuk ise birlikte bulduklarını, bu yüzden eşit paylaşmaları gerektiğini söylemiş.
İki arkadaş ilk kez aynı konuda anlaşamamış.
Tam tartışacakları sırada yaşlı kaplumbağa Bilge Dede yanlarına gelmiş. Bilge Dede, ormandaki bütün hayvanların saygı duyduğu, deneyimli ve sakin bir kaplumbağaymış.
“Güzel yavrular,” demiş yumuşak bir sesle. “Bir havuç dostluğunuzdan daha değerli olabilir mi?”
İki tavşan başlarını öne eğmiş.
“Hayır.”
“O halde önce dostluğunuzu düşünün.”
Bilge Dede cebinden küçük bir ip çıkarmış.
“Bu ipi havucun üzerine yerleştirin. Önce biri iki parçaya ayırsın, sonra diğeriniz hangi parçayı istediğine karar versin.”
Pamuk havucu dikkatlice iki eşit parçaya ayırmaya çalışmış. Çünkü biliyormuş ki Pofuduk istediği parçayı seçebilecekmiş. Bu yüzden elinden gelenin en iyisini yapmış.
Pofuduk iki parçaya uzun uzun bakmış. Sonunda gülümseyerek sağ taraftaki parçayı seçmiş.
“İkisi de neredeyse aynı!” demiş hayranlıkla.
Pamuk da diğer parçayı almış.
İkisi de mutlu olmuş.
Tam eve dönecekleri sırada çalıların arasından küçük bir kirpi çıkmış. Minik kirpi üzgün görünüyormuş.
“Üç gündür doğru dürüst yiyecek bulamadım.” demiş utangaç bir sesle.
İki tavşan birbirlerine bakmış.
Hiç konuşmadan havuçlarının bir kısmını kirpiyle paylaşmışlar.
Kirpi sevinçten gözleri parlayarak teşekkür etmiş.
“İyiliğiniz hiç unutulmayacak.”
Yollarına devam ederlerken bu kez yaşlı serçeye rastlamışlar. Serçe de yavrularına yiyecek arıyormuş. Tavşanlar hiç düşünmeden ellerindeki havuçtan biraz daha vermişler.
Artık kendi payları eskisi kadar büyük değildi. Ama kalpleri hiç olmadığı kadar mutluydu.
Akşam olduğunda ormandaki hayvanlar büyük meşe ağacının altında toplanmış. Bilge Dede gün boyunca olanları herkese anlatmış.
“Gerçek zenginlik sahip olduklarımız değil, paylaşabildiklerimizdir.” demiş.
Bütün hayvanlar iki tavşanı alkışlamış.
Ertesi sabah çok ilginç bir olay yaşanmış. Havuçları buldukları yerde bu kez tek bir havuç değil, onlarca taze havuç yetişmişti. Meğer ormanın sihirli toprağı, paylaşanların iyiliğini ödüllendirirmiş.
Pamuk şaşkınlıkla etrafına bakmış.
“Demek iyilik gerçekten çoğalıyor.”
Pofuduk gülümseyerek cevap vermiş:
“Evet. Paylaştıkça eksilmiyor, tam tersine çoğalıyor.”
O günden sonra iki tavşan yalnızca havuçlarını değil; zamanlarını, oyunlarını ve öğrendiklerini de diğer hayvanlarla paylaşmaya başlamışlar. Küçük sincaplara tohum toplamayı öğretmişler, kuşlara su taşımışlar, hasta kaplumbağaya yardım etmişler.
Ormanda yaşayan herkes birbirine destek oldukça Gülen Orman daha da güzelleşmiş. Çiçekler daha renkli açmış, kuşlar daha neşeli ötmiş, dereler daha berrak akmış.
Çocuklar da bu masaldan şunu öğrenmişler:
Paylaşmak sadece bir şeyi bölmek değildir. Paylaşmak; sevgiyi, dostluğu, yardımı ve mutluluğu çoğaltmaktır. Küçük bir iyilik bile başka bir kalpte büyük bir umut olabilir. Gerçek dostlar ise her zaman adil davranır, birbirlerini düşünür ve birlikte mutlu olmanın değerini bilirler.
Ve derler ki, bugün bile Gülen Orman’a yolu düşenler, birlikte havuç toplayan iki tavşanı görebilirmiş. Onların neşeli kahkahaları rüzgâra karışır, ormana gelen herkese aynı mesajı fısıldarmış:
“Paylaşılan mutluluk, en büyük hazinedir.”