Uzaklarda, yemyeşil tepelerin birbirine masal anlattığı güzel bir orman varmış. Bu ormanın kıyısında, güneş doğduğunda yaprakların üzerine altın damlalar serpilirmiş. Ormanda yaşayan hayvanlar sabahları kuşların şarkılarıyla uyanır, akşamları ise ay ışığının altında sessizce dinlenirmiş. Ormanın hemen ötesinde yan yana duran iki büyük üzüm bağı bulunurmuş. Bu iki bağ, görünüşte birbirine benzese de aslında çok farklıymış. Birinci bağın sahibi çalışkan Tavşan, ikinci bağın sahibi ise sabırlı Kaplumbağa’ymış.
Tavşan’ın bağı her mevsim düzenli görünürmüş. Asmaların dalları budanır, toprağı havalandırılır, üzümler olgunlaşınca özenle toplanırmış. Kaplumbağa’nın bağı ise daha yavaş büyürmüş ama onun da kendine göre bir sırrı varmış. Kaplumbağa her sabah toprağını kontrol eder, kuruyan yaprakları temizler ve asmalarına sabırla bakarmış. İki bağın üzümleri de zamanı geldiğinde mor, parlak ve tatlı meyvelerle dolarmış. Ormandaki hayvanlar bu iki bağı çok sever, fakat hiçbir hayvan izinsiz olarak bir salkım bile koparmazmış.
Bir gün ormanda yaşayan genç bir tilki, tepelerin arasında dolaşırken üzüm bağlarını görmüş. Tilkinin adı Pofuduk’muş. Pofuduk meraklı, hızlı ve biraz da sabırsız bir tilkiymiş. Bağların arasından yükselen mis gibi üzüm kokusunu alınca gözleri parlamış. “Şu üzümlerden bir salkım yesem ne güzel olur!” diye düşünmüş. Önce Tavşan’ın bağına yaklaşmış. Asmaların üzerinde güneşte parlayan iri üzümleri görünce ağzı sulanmış. Fakat bağın girişinde küçük bir tabela varmış: “Emekle yetişen meyve, izinle güzeldir.” Pofuduk tabelayı okumuş ama karnının gurultusunu daha çok dinlemiş.
Çitin üzerinden atlamış ve en güzel görünen üzüm salkımına ulaşmaya çalışmış. Bir sıçramış, olmamış. Bir kez daha sıçramış, yine yetişememiş. Sonra biraz geriye çekilip daha hızlı koşmuş ve bütün gücüyle havaya zıplamış. Ancak üzüm salkımı hâlâ çok yüksekteymiş. Pofuduk yorulmuş, nefesi hızlanmış ama vazgeçmek istememiş. “Biraz daha uğraşırsam mutlaka yetişirim,” demiş. Fakat ne kadar denese de üzümler ona ulaşamayacağı kadar yüksekte kalmış.
Tam o sırada Tavşan bahçeye gelmiş. Pofuduk’u görünce şaşırmış ama kızmamış. “Pofuduk, neden izin istemeden bağıma girdin?” diye sormuş. Tilki başını eğerek, “Üzümleri çok istedim. Onlara yetişebileceğimi düşündüm,” demiş. Tavşan gülümseyerek, “Bir şeyi çok istemek güzeldir ama istediğimiz her şeye hemen sahip olmamız gerekmez. Bazen beklemek, çalışmak ve doğru zamanı seçmek gerekir,” diye cevap vermiş. Pofuduk bu sözleri duyunca biraz utanmış. Fakat aklı hâlâ üzümlerdeymiş.
Oradan ayrılırken gözleri ikinci bağa takılmış. Kaplumbağa’nın bağı biraz daha ilerideymiş. Pofuduk, “Belki bu bağdaki üzümler daha alçaktadır,” diye düşünmüş. Sessizce yaklaşıp çitin kenarından içeri bakmış. Gerçekten de bazı üzüm salkımları daha aşağıda duruyormuş. Tam içeri girecekken Kaplumbağa onu fark etmiş. “Hoş geldin Pofuduk. Üzüm mü arıyorsun?” diye sormuş. Tilki bu kez hemen cevap vermiş: “Evet, ama senden izin almadan hiçbir şey almayacağım.” Kaplumbağa’nın yüzünde sıcak bir gülümseme belirmiş. “İşte şimdi doğru yerden başladın,” demiş.
Kaplumbağa, Pofuduk’u bağın içine davet etmiş. Ona en güzel salkımları göstermiş fakat hemen koparmasına izin vermemiş. “Bu üzümler aylardır büyüyor. Önce toprağı hazırladık, sonra asmalara baktık, susuz günlerde onları suladık. Meyvenin tadı yalnızca güneşten değil, verilen emekten de gelir,” demiş. Pofuduk ilk kez bir üzüm salkımına sadece yiyecek olarak bakmıyormuş. O üzümlerin arkasında uzun bir emek olduğunu anlamaya başlamış.
Kaplumbağa daha sonra Pofuduk’a küçük bir görev vermiş. Bağın kenarında rüzgârın devirdiği birkaç kuru dal varmış. Pofuduk dalları toplarken önce biraz sıkılmış. Fakat işi bitirdiğinde bağın daha düzenli göründüğünü fark etmiş. Kaplumbağa ona bir salkım üzüm uzatmış ve “Şimdi bunu gönül rahatlığıyla yiyebilirsin,” demiş. Pofuduk üzümden bir tane koparıp ağzına atmış. Üzüm gerçekten çok tatlıymış. Ama ona göre bu üzüm, az önce ulaşamadığı üzümlerden çok daha lezzetliymiş. Çünkü bu kez üzümün içinde emeğin ve iznin verdiği güzel bir tat varmış.
Ertesi sabah Pofuduk erkenden uyanmış. İlk işi iki üzüm bağına gitmek olmuş. Tavşan’ın bağında toprağın kenarlarını temizlemiş, Kaplumbağa’nın bağında kuru yaprakları toplamış. Günler geçtikçe Pofuduk’un sabırsızlığı azalmaya başlamış. Bir şeyi hemen elde edemediğinde artık kızmıyor, “Bunun için ne yapabilirim?” diye düşünüyormuş. Ormandaki hayvanlar da onun değişimini fark etmiş. Eskiden yalnızca istediği şeyleri düşünen Pofuduk, artık başkalarının emeğine saygı gösteren yardımsever bir tilkiye dönüşmüş.
Sonbahar geldiğinde iki bağ da birbirinden güzel üzümlerle dolmuş. Tavşan ve Kaplumbağa, ormandaki hayvanları büyük bir üzüm şenliğine davet etmiş. Masaların üzerine üzüm salkımları, üzüm pekmezleri ve taze meyveler konmuş. Pofuduk ise şenliğin en güzel köşesinde iki küçük sepet hazırlamış. Birinin üzerine “Sabır”, diğerinin üzerine “Emek” yazmış. Çocuk hayvanlar bu yazıların anlamını sorunca Pofuduk gülümseyerek, “Çünkü öğrendiğim en güzel şey şu: Sabırla bekleyip emek verdiğimizde elde ettiğimiz şeyin değeri daha da büyür,” demiş.
O günden sonra ormanda Pofuduk’un hikâyesi dilden dile anlatılmış. Hayvanlar çocuklarına Tilki ile İki Üzüm Bağı masalını anlatırken özellikle iki bağı hatırlatırlarmış. Bir bağ, insanın yalnızca istediği şeye bakmasını; diğer bağ ise emeğin, sabrın ve izin istemenin değerini gösterirmiş. Pofuduk ise her üzüm gördüğünde artık yüksekliğine değil, yetişmesi için gereken emeğe bakarmış. Çünkü sonunda anlamış ki gerçek güzellik, bir şeye sahip olmaktan önce onun değerini bilmeyi öğrenmekmiş.
Ve o güzel ormanda güneş her sabah yeniden doğarken iki üzüm bağı da meyve vermeye devam etmiş. Pofuduk’un kalbinde ise küçük ama çok değerli bir söz yer etmiş: “Sabırla büyüyen her güzel şey, zamanı geldiğinde en tatlı meyvesini verir.” Masal da burada sona ermiş; gökten üç üzüm salkımı düşmüş. Biri sabredenlere, biri emek verenlere, biri de başkasının emeğine saygı gösteren bütün çocuklara kalmış.