Bir varmış, bir yokmuş… Uzaklarda, yemyeşil tepelerin arasında, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük ve huzurlu bir köy varmış. Bu köyün adı Gümüşpınar’mış. Köyün evleri rengârenk çiçeklerle çevrili, dereleri tertemiz, ormanları ise birbirinden güzel ağaçlarla doluymuş. Gümüşpınar’da yaşayan insanlar birbirlerine yardım eder, ihtiyaç sahipleriyle ellerindekini paylaşır ve ormandaki canlıları korumaya büyük önem verirmiş. Köyde yaşayan çocuklardan biri de meraklı, çalışkan ve iyi kalpli Arda’ymış.
Arda’nın ailesinin küçük bir odunluğu varmış. Kış yaklaşırken evlerini ısıtmak için kuru dallar toplamaları gerekiyormuş. Bir sabah annesi, “Arda, ormandan yalnızca yere düşmüş kuru dalları toplayabilirsin. Canlı ağaçları sakın kesme, çünkü orman sadece bizim değil; kuşların, tavşanların, sincapların ve daha nice canlının da evidir,” diye öğüt vermiş. Arda annesinin sözlerini dikkatle dinlemiş ve küçük sepetini alarak ormana doğru yola çıkmış.
Ormana vardığında güneş, ağaçların arasından altın renkli ışıklar gönderiyormuş. Arda yerdeki kuru dalları toplarken birden çalılıkların arasından tuhaf bir parıltı görmüş. Merakına yenilerek çalıları aralamış ve karşısında daha önce hiç görmediği bir balta bulmuş. Baltanın sapı gümüş işlemelerle süslü, keskin kısmı ise pırıl pırıl altındanmış. Arda baltayı eline aldığında ormanın içinden yumuşak bir ses yükselmiş: “Bu balta, onu taşıyan kişinin kalbindeki niyeti bilir.”
Arda şaşkınlıkla etrafına bakmış. “Kim konuştu?” diye sormuş. Ağaçların yaprakları hafifçe sallanmış ve yaşlı bir meşe ağacı, dallarını usulca hareket ettirerek, “Ben konuştum, küçük dostum,” demiş. Arda gözlerine inanamamış. “Sen konuşabiliyor musun?” diye sorunca meşe ağacı gülümser gibi hışırdamış: “Kalbi temiz olanlar, bazen doğanın daha önce fark etmedikleri seslerini duyabilirler.”
Arda baltayı dikkatlice incelemiş. “Peki bu balta neden burada?” diye sormuş. Yaşlı meşe, “Sihirli Altın Balta uzun yıllardır doğru kişiyi bekliyor. Ancak onun sihri altından yapılmış olmasından gelmez. Gerçek sihir, onu kullanan kişinin niyetindedir. Baltayı yalnızca iyilik için kullanırsan sana yardım eder; açgözlülükle kullanırsan sihri kaybolur,” demiş.
Arda, baltayı köyüne götürmeyi düşünmüş. Belki bu balta sayesinde ailesine daha kolay yardım edebilirmiş. Fakat annesinin öğüdünü hatırlamış. “Ben canlı ağaçları kesmeyeceğim. Yalnızca kuru dalları toplayacağım,” demiş. Tam o sırada altın baltanın ucundan küçük bir ışık çıkmış ve yerdeki kuru dallardan biri kendiliğinden Arda’nın sepetine doğru yuvarlanmış. Arda şaşkınlıkla gülümsemiş. “Demek gerçekten sihirlisin!” demiş.
Ertesi gün Arda tekrar ormana gitmiş. Bu kez köyün yaşlı marangozu Hasan Usta’nın hazırladığı küçük bir tahta kulübeyi onarmasına yardım etmek istiyormuş. Baltayı kullanarak yerdeki kuru dalları uygun parçalara ayırmış. İşini bitirdiğinde kulübenin çatısını tamir etmek için yeterince odun elde etmiş. Fakat dönüş yolunda ormanın kenarında ağlayan küçük bir sincap görmüş. Sincabın yuvası fırtınada zarar görmüş. Arda hemen baltasını kullanarak kırılmış kuru dallardan sağlam bir yuva hazırlamış. Sincap sevinçle kuyruğunu sallayıp ağaca tırmanmış.
Bu olaydan sonra Arda, baltanın yalnızca kendi işlerini kolaylaştırmak için değil, ihtiyaç duyanlara yardım etmek için de kullanılabileceğini anlamış. Köydeki insanlar zamanla Sihirli Altın Baltanın sırrını öğrenmişler. Herkes baltayı kullanmak istiyormuş. Köyün zengin tüccarı ise baltayı görünce gözlerini parlatmış. “Bu balta altından yapılmış! Onu bana verirseniz çok zengin olabilirim,” demiş. Arda, tüccara sakin bir şekilde, “Ama baltanın değeri altınında değil, yaptığı iyiliklerde,” diye cevap vermiş.
Tüccar bu sözlere aldırmamış ve baltayı gizlice almak için gece ormana gitmiş. Baltayı eline aldığı anda altın parıltı birden sönmüş. Tüccar öfkeyle, “Neden çalışmıyorsun?” diye bağırmış. Yaşlı meşe ağacı dallarını sallayarak, “Çünkü sihirli olan balta değil, iyi niyettir,” demiş. Tüccar yaptığı hatayı anlamış ve başını öne eğmiş. Ertesi sabah köy meydanında Arda’dan özür dilemiş. Ardından yıllardır kullanmadığı odunlarını ihtiyaç sahibi ailelerle paylaşmış.
Günler geçmiş, kış kapıya dayanmış. Bir gece köyü çok şiddetli bir fırtına vurmuş. Rüzgâr bazı evlerin çatılarındaki tahtaları uçurmuş, köyün küçük köprüsünü de kırmış. Köylüler ne yapacaklarını düşünürken Arda Sihirli Altın Baltayı getirmiş. Fakat bu kez balta tek başına yeterli değilmiş. Arda, “Herkes elinden geleni yaparsa bu işi birlikte başarabiliriz,” demiş. Köylüler hemen işe koyulmuş. Marangozlar tahtaları hazırlamış, çocuklar küçük dalları toplamış, yetişkinler köprünün onarımına yardım etmiş. Tüccar da depolarındaki malzemeleri karşılıksız olarak köylülere vermiş.
Güneş yeniden doğduğunda köy eskisinden bile güzel görünüyormuş. Arda, baltayı yaşlı meşenin yanına geri götürmüş. “Artık sana ihtiyacımız var mı?” diye sormuş. Meşe ağacı, “Siz birbirinize yardım etmeyi öğrendiğiniz sürece benim sihrime ihtiyacınız yok,” demiş. Arda şaşırmış. “Peki balta ne olacak?” diye sorunca yaşlı meşe, “Onu burada bırak. Bir gün kalbi iyilikle dolu başka bir çocuk onu bulabilir,” diye cevap vermiş.
Arda baltayı ağacın köklerinin yanına bırakmış. Tam arkasını dönüp giderken altın balta son kez parlamış. Fakat bu kez parıltısı göz kamaştırmıyormuş; sıcak bir güneş ışığı gibi ormanın üzerine yayılıyormuş. Arda o anda çok önemli bir şey öğrenmiş: Gerçek zenginlik, sahip olduğumuz altınlarda veya eşyalarda değil; iyilik yapabilmekte, paylaşmakta ve başkalarına yardım edebilmekteymiş.
O günden sonra Gümüşpınar’da herkes bir işe başlamadan önce şu sözü hatırlamış: “Birlikte yapılan iyilik, tek başına yapılan büyük işten daha değerlidir.” Sihirli Altın Balta ise yaşlı meşenin altında sessizce beklemeye devam etmiş. Çünkü onun asıl görevi ağaçları kesmek değil, insanların kalplerindeki iyiliği ortaya çıkarmakmış.
Ve masal bu ya… Gümüşpınar’ın ormanında rüzgâr her estiğinde altın baltanın hafifçe parladığı söylenirmiş. Belki de o ışık, çocuklara hâlâ aynı şeyi fısıldıyormuş: İyilik paylaşıldıkça çoğalır, dürüstlük insanı güçlendirir ve doğayı koruyan herkes geleceğe güzel bir dünya bırakır.