Bir varmış, bir yokmuş…
Uzaklarda, yüksek çam ağaçlarının gökyüzüne uzandığı, sabahları kuş seslerinin yankılandığı yemyeşil bir orman varmış. Bu ormanda birbirinden farklı pek çok hayvan yaşarmış.
Kimi hızlı koşar, kimi güzel şarkı söyler, kimi de en yüksek ağaca kolayca tırmanırmış.
Ama ormanda iki hayvan varmış ki herkes onları çok iyi tanırmış:
Biri güçlü ve heybetli Kurt…
Diğeri ise zeki, meraklı ve kurnaz Tilki.
Kurt, gücüne çok güvenirmiş. Bir ağacı kökünden sökemese bile kalın dalları kolayca kırar, büyük taşları yerinden oynatabilirmiş.
Tilki ise gücüyle değil, aklıyla övünürmüş.
Bir gün Tilki, Kurt’a şöyle demiş:
— Sen çok güçlüsün ama her sorunun güçle çözülemeyeceğini unutuyorsun.
Kurt gülmüş.
— Benim gücüm varken neden başka bir şeye ihtiyacım olsun?
Tilki kuyruğunu sallamış.
— Çünkü bazen en güçlü olan değil, en doğru yolu bulan kazanır.
Kurt bu sözlere biraz kızmış.
— O hâlde bir yarış yapalım! Bakalım güç mü kazanacak, akıl mı?
Tilki kabul etmiş.
Ormandaki Gizemli Göl
Tam o sırada ormanın yaşlı baykuşu dalların arasından seslenmiş:
— İkiniz de boşuna tartışıyorsunuz. Önce çözmeniz gereken daha önemli bir sorun var.
Kurt ve Tilki şaşkınlıkla Baykuş’a bakmış.
Baykuş devam etmiş:
— Ormanın ortasındaki küçük gölün suyu her geçen gün azalıyor. Eğer böyle devam ederse hayvanların içme suyu tükenebilir.
Bütün hayvanlar endişelenmiş.
Tavşanlar su aramaya başlamış. Geyikler gölün çevresinde dolaşıp duruyormuş. Kuşlar bile eskisi kadar neşeli ötmüyormuş.
Kurt hemen ayağa kalkmış.
— Ben hallederim!
Gölün kenarındaki büyük kayalara doğru koşmuş. Kayaları itmiş, dalları kaldırmış, toprağı kazmış.
Fakat suyun neden azaldığını bulamamış.
Üstelik yorulmuş.
Tilki ise gölün çevresinde sessizce dolaşmış.
Toprağa bakmış.
Ağaçların köklerine bakmış.
Kuşların uçtuğu yönü izlemiş.
Sonra küçük bir dere yatağının izlerini fark etmiş.
— Buraya gelin! diye seslenmiş.
Kurt yanına gelmiş.
Tilki, kurumuş dere yatağını göstermiş.
— Gölün suyu eskiden bu yoldan geliyormuş. Fakat yolun önüne büyük dallar ve taşlar birikmiş.
Kurt hemen:
— O zaman taşı kaldırırım!
demiş.
Fakat tek başına taşı hareket ettirememiş.
Tilki gülümsemiş.
— Görüyor musun? Bu kez gücün yetmedi.
Kurt biraz utanmış.
— Peki ne yapacağız?
Tilki cevap vermeden etrafa bakmış.
— Birlikte çalışacağız.
Güç ve Akıl Birleşince
Kurt büyük kayaları kaldırmış.
Tilki ise suyun hangi yönden akacağını hesaplamış.
Tavşanlar küçük dalları taşımış.
Sincaplar kuru yaprakları temizlemiş.
Geyikler toprağı ayaklarıyla düzeltmiş.
Kuşlar yukarıdan dere yolunu kontrol etmiş.
Herkes elinden geleni yapmış.
Sonunda büyük kayanın önündeki engeller temizlenmiş.
Önce incecik bir su sesi duyulmuş.
Şıp…
Şıp…
Sonra küçük bir su damlası akmış.
Ardından su çoğalmış.
Dere yeniden canlanmış.
Su, kıvrıla kıvrıla göle ulaşmış.
Bir süre sonra gölün yüzeyi yeniden parlamaya başlamış.
Hayvanlar sevinç içinde etrafa koşmuş.
Kurt, Tilki’ye bakmış.
— Sanırım haklıydın.
Tilki gülümsemiş.
— Sen de haklıydın.
Kurt şaşırmış.
— Ben mi?
— Evet, demiş Tilki. Bazen akıl gerekir, bazen güç. Ama en önemlisi, hangisine ne zaman ihtiyaç olduğunu bilmektir.
Kurt bir süre düşünmüş.
Sonra gülümseyerek:
— Demek ki ormanın en güçlü hayvanı ne sensin ne de benim.
Tilki merakla sormuş:
— Peki kim?
Kurt, etrafındaki hayvanlara bakmış.
— Birlikte hareket eden herkes.
O günden sonra Kurt ile Tilki bir daha güç ve akıl konusunda tartışmamış.
Tam tersine, ormanda ne zaman bir sorun çıksa önce birbirlerine danışmışlar.
Kurt gücünü paylaşmış.
Tilki bilgisini paylaşmış.
Diğer hayvanlar da kendi yeteneklerini ortaya koymuş.
Böylece ormanda herkes önemli olduğunu anlamış.
Çünkü ormanın en büyük sırrı aslında çok basitmiş:
Birlikte düşünür, birlikte çalışır ve birbirimize yardım edersek, tek başımıza aşamayacağımız engelleri bile aşabiliriz.
Ve gölün üzerinde parlayan ay ışığı, o gece bütün ormana sanki bu sırrı fısıldamış:
“Gerçek güç, yalnızca güçlü olmak değil; gücünü iyilik için kullanmayı bilmektir.”
Gökten üç elma düşmüş.
Biri paylaşmayı öğrenenlere,
biri aklını iyilik için kullananlara,
biri de birlikte başarmanın değerini bilen çocuklara…
Masalımız da burada bitmiş.