Bir varmış, bir yokmuş…
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, uzak mı uzak bir köyde annesiyle birlikte yaşayan iyi kalpli bir delikanlı varmış. Bu delikanlının adı Keloğlan’mış. Saçı azmış ama aklı çokmuş. Her zaman dürüst olur, kimseyi kırmaz, yardım etmeyi severmiş.
Bir gün köyde büyük bir kuraklık başlamış. Dereler kurumuş, ağaçlar yaprak dökmüş, tarlalar çatlamış. Köylüler ne yapacaklarını bilemez olmuş. Çocuklar susuzluktan oyun oynayamaz, hayvanlar gölgede halsiz yatarmış.
Keloğlan, annesinin boş testiyi üzgün üzgün taşıdığını görünce dayanamayarak:
— Ana, ben bu işe bir çare bulacağım, demiş.
Annesi iç çekmiş:
— Evladım, herkes denedi. Dağın ardındaki pınarlar bile kurudu. Sen ne yapabilirsin ki?
Keloğlan gülümsemiş:
— Umut bitmeden çare de bitmez, ana.
Ertesi sabah azığını heybesine koyup yola çıkmış. Gün boyu yürümüş. Akşam olunca gökyüzünde kocaman parlak bir ay belirmiş. O sırada yaşlı bir dervişle karşılaşmış.
Dervişin sırtında ağır bir odun yükü varmış. Keloğlan hemen koşup:
— Dede, bırak yardım edeyim, demiş.
Yaşlı adam memnun olmuş.
— Evlat, bugün bana yardım eden ilk kişi sensin. İnsanlar artık yalnız kendini düşünüyor.
Birlikte odunları taşımışlar. İşleri bitince derviş cebinden küçük gümüş bir anahtar çıkarmış.
— Bu anahtar sıradan değildir. Ay Dağı’nın zirvesindeki kapıyı açar. O kapının ardında “Ay’ın Altın Ağacı” bulunur. O ağacın yapraklarından birini getiren kişi, kuruyan topraklara yeniden hayat verir.
Keloğlan şaşırmış:
— Peki neden herkes gidip almıyor?
Derviş ciddi bir sesle konuşmuş:
— Çünkü o ağaca açgözlü insanlar yaklaşamaz. Kalbi temiz olmayanı dağ geri çevirir.
Keloğlan teşekkür edip yola koyulmuş. Önünde uzun ve zorlu bir yol varmış. Dağa yaklaştıkça hava soğumuş, rüzgâr sertleşmiş.
Yolda önce yaralı bir kuş görmüş. Kuşun kanadı incinmişmiş. Keloğlan hemen mendiliyle kuşun kanadını sarmış.
— Benim acelem var ama seni burada bırakamam, demiş.
Kuş minnetle ötüp gökyüzüne uçmuş.
Bir süre sonra yaşlı bir kaplumbağaya rastlamış. Kaplumbağa ters dönmüş, çırpınıyormuş. Keloğlan onu düzeltmiş.
Kaplumbağa:
— İyiliğin karşılıksız kalmaz evlat, demiş.
Keloğlan yoluna devam etmiş. Sonunda Ay Dağı’nın zirvesine ulaşmış. Karşısında gümüşten yapılmış gibi parlayan büyük bir kapı duruyormuş. Elindeki anahtarı çıkarıp kapıyı açmış.
Kapı açılır açılmaz içeriye ay ışığı dolmuş. Bahçenin tam ortasında dalları altın gibi ışıldayan dev bir ağaç yükseliyormuş. Yaprakları yıldız gibi parlıyor, çevresine serinlik yayıyormuş.
Tam Keloğlan yaprağa yaklaşırken gölgelerin arasından iri bir yaratık çıkmış. Bu yaratık Ay Dağı’nın bekçisiymiş.
Kalın sesiyle:
— Buraya neden geldin? diye sormuş.
Keloğlan korksa da dürüstçe cevap vermiş:
— Köyüm susuz kaldı. İnsanlar zor durumda. Ben sadece bir yaprak almak istiyorum.
Bekçi gözlerini kısmış:
— Her gelen bunu söyler. Peki ya kendin için ne istiyorsun?
Keloğlan düşünmeden cevap vermiş:
— Annemin yüzünün yeniden gülmesini istiyorum. Çocukların su bulmasını istiyorum. Başka bir dileğim yok.
Bekçi bir süre sessiz kalmış. Sonra yere altından bir tas bırakmış.
— Bu tastaki suyu içersen sonsuz zengin olursun. Ama ağacın yaprağını alamazsın. Kararını ver.
Keloğlan tasın içindeki ışıl ışıl suya bakmış. Bir an için güzel elbiseler, büyük saraylar hayal etmiş. Fakat sonra köyündeki susuz çocukları düşünmüş.
Tasın yanından çekilip:
— Ben yalnız kendim için mutlu olamam, demiş.
O anda bekçi gülümsemiş. Dev yaratık bir anda ışığa dönüşmüş. Meğer bu bir sınavmış.
Gökyüzünden tanıdık bir ses duyulmuş. Yardım ettiği kuş gelip ağacın dallarına konmuş. Kaplumbağa da ortaya çıkmış.
Kuş:
— İyilik yapanı Ay’ın Ağacı sever, demiş.
Ağacın dallarından altın renkli bir yaprak süzülerek Keloğlan’ın avucuna düşmüş. Yaprak sıcacıkmış ve hafifçe parlıyormuş.
Keloğlan teşekkür ederek köyüne dönmüş. Köye vardığında herkes onu merakla karşılamış.
Keloğlan yaprağı köy meydanındaki kuru çeşmenin içine bırakmış.
Bir anda gökyüzü aydınlanmış. Rüzgâr serinlemiş. Toprak mis gibi kokmuş. Sonra çeşmeden berrak sular akmaya başlamış. Kuruyan ağaçlar yeniden yeşermiş, tarlalar canlanmış.
Köylüler sevinç içinde Keloğlan’a sarılmışlar.
Annesi gözyaşlarıyla:
— Sen benim en büyük servetimsin, oğlum, demiş.
O günden sonra köyde kimse bencillik yapmamış. İnsanlar birbirine yardım etmiş, suyu dikkatli kullanmış, doğayı korumuş. Çünkü anlamışlar ki gerçek zenginlik altın değil; iyilik, paylaşmak ve temiz bir kalptir.
Keloğlan ise her zamanki gibi mütevazı yaşamaya devam etmiş. Ama ne zaman gece gökyüzünde parlak bir ay görünse, çocuklar birbirine şöyle dermiş:
— Bakın! Ay’ın Altın Ağacı yine Keloğlan’a selam gönderiyor…
Ve gökten üç elma düşmüş:
Biri masalı anlatana,
Biri dinleyene,
Biri de iyilikten vazgeçmeyen çocuklara…
Ebeveyn Notu
“Keloğlan ile Ay’ın Altın Ağacı” masalı, çocuklara iyilik, dürüstlük, paylaşma ve doğayı koruma gibi önemli değerleri eğlenceli bir hikâye üzerinden anlatır. Masalda yer alan fantastik öğeler çocukların hayal gücünü geliştirirken, Keloğlan’ın yardımsever davranışları empati kurma becerisini destekler. Özellikle 5-9 yaş arası çocuklar için uygun olan bu masal, ailece okunabilecek sıcak ve öğretici bir içeriğe sahiptir. Okuma sonrasında çocuklarla “iyilik yapmak”, “doğayı korumak” ve “bencillikten uzak durmak” üzerine sohbet edilmesi önerilir. Böylece masalın verdiği değerler günlük yaşamla daha kolay ilişkilendirilebilir.