Bir zamanlar, yemyeşil tepelerin arasında saklı, mis kokulu bir kiraz bahçesi vardı. Bu bahçede, herkesin “Küçük Prenses” diye seslendiği Elara adında bir kız yaşardı. Elara gerçekten bir sarayda değil, doğanın kalbinde büyüyen bir prensti. Çünkü o, doğayı korumanın en büyük krallık olduğunu bilirdi.
Elara her sabah erkenden uyanır, kiraz ağaçlarını tek tek dolaşırdı. Ağaçların yapraklarına dokunur, dallarına nazikçe fısıldardı:
“Günaydın sevgili dostlarım, bugün nasılsınız?”
Bir gün bahçeye yeni gelen küçük bir çocuk, Elara’yı görünce şaşırdı.
“Sen gerçekten prenses misin? Tacın nerede?” diye sordu.
Elara gülümsedi ve bir kiraz dalını gösterdi.
“Benim tacım bu ağaçlar. Eğer onları korursam, ben de bir prensesim.”
Çocuk bunu pek anlamadı. O sırada yere düşmüş kirazları tekmelemeye başladı. Elara hemen yanına koştu.
“Onlara zarar verme,” dedi nazikçe. “Her kiraz bir emek, bir yaşam demek.”
Çocuk durdu. “Ama sadece meyve değil mi?” dedi.
Elara başını salladı.
“Hayır. Bu ağaçlar bize sabrı öğretir. Kışın bekler, ilkbaharda çiçek açar, yazın meyve verir. Eğer biz onları korursak, onlar da bizi besler.”
Çocuk biraz düşündü. Sonra yere eğildi, düşen kirazları topladı.
“Peki ben de prenses olabilir miyim?” diye sordu.
Elara güldü.
“Prenses olmak için kalbinin iyi olması yeterli. İster prenses ol, ister kral, ister sadece bir çocuk… Doğayı koruyan herkes değerlidir.”
O günden sonra çocuk her gün bahçeye geldi. Ağaçları suladı, kırılan dalları bağladı ve kirazları dikkatle topladı. Zamanla bahçe daha da güzelleşti.
Bir gün rüzgâr hafifçe esti, kiraz çiçekleri havada dans etti. Elara gökyüzüne bakıp şöyle dedi:
“Doğa, ona iyi davranan herkese teşekkür eder.”
Ve gerçekten de öyleydi. Çünkü kiraz bahçesi artık sadece bir bahçe değil, sevgiyle büyüyen bir dostluk krallığı olmuştu.
Masalın Öğüdü
Doğaya sevgiyle yaklaşan, sabırlı ve merhametli olan herkes gerçek bir prens ya da prenses olabilir.





