Bir varmış, bir yokmuş… Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, küçük bir köyde annesiyle birlikte yaşayan Keloğlan varmış. Keloğlan, saf görünüşüne rağmen akıllı, meraklı ve iyi kalpli bir çocukmuş. En büyük hayali, annesini mutlu etmek ve köyüne faydalı biri olmakmış.
Bir gün köye tuhaf bir haber yayılmış. Uzak dağların ardındaki Esrar Ormanı’nda “Altın Bülbül” adında sihirli bir kuş yaşarmış. Bu bülbülün sesi öyle güzelmiş ki, onu dinleyenlerin kalbi neşeyle dolarmış. Ama aynı zamanda bülbülün sesi, doğru kişiye büyük bir bilgelik de verirmiş.
Köyün zenginleri hemen yola çıkmak istemiş. Altın Bülbül’ü yakalayıp saraylarına götürmeyi planlamışlar. Keloğlan ise bu fikre üzülmüş. “Bülbül özgür olmalı,” demiş kendi kendine. “Ama onu bulup sesini dinlemek güzel olurdu.”
Annesi, Keloğlan’a bakıp gülümsemiş:
“Evladım,” demiş, “yola çıkacaksan niyetin temiz olsun. Unutma, gerçek zenginlik kalpte olur.”
Keloğlan annesinin sözlerini kalbine koyup yola koyulmuş. Günlerce yürümüş, dereler aşmış, dağlar tırmanmış. Yolculuğu sırasında yaşlı bir kaplumbağaya yardım etmiş, susamış bir ağaca su taşımış ve yolunu kaybeden bir kuş yavrusunu yuvasına bırakmış.
Her yardım ettiğinde içi ısınmış ama yol daha da uzamış.
Sonunda Esrar Ormanı’na varmış. Orman sessiz ve biraz ürkütücüymüş. Tam umudunu kaybetmek üzereyken, incecik, altın gibi parlayan bir ses duymuş. Bu, Altın Bülbül’ün şarkısıymış.
Keloğlan sesi takip etmiş ve bir ağacın dalında parlayan bülbülü görmüş. Ama o sırada köyden gelen zengin adamlar da oraya ulaşmış. Ellerinde kafesler varmış.
Keloğlan hemen araya girmiş:
“Durun!” demiş. “Onu yakalamayın. O özgür olmalı!”
Adamlar gülmüş:
“Sen ne anlarsın Keloğlan? Bu bülbül bize servet kazandıracak!”
Tam o anda Altın Bülbül konuşmuş:
“Beni yakalamak isteyen beni asla anlayamaz. Ama kalbi temiz olanla konuşurum.”
Bülbül Keloğlan’a dönmüş:
“Sen yol boyunca ne yaptın?”
Keloğlan başını eğmiş:
“Sadece yardım ettim. Çünkü doğru olan buydu.”
Bülbül kanatlarını çırpmış ve altın ışıklar saçmış:
“İşte gerçek bilgelik budur,” demiş. “İyilik karşılık beklemeden yapılır.”
Sonra Keloğlan’ın kulağına güzel bir melodi fısıldamış. O an Keloğlan’ın kalbi huzurla dolmuş, düşünceleri berraklaşmış. Artık neyin doğru neyin yanlış olduğunu daha iyi anlayabiliyormuş.
Zengin adamlar bülbülü yakalamaya çalışmış ama bülbül bir anda gökyüzüne yükselip kaybolmuş.
Keloğlan köyüne geri dönmüş. Artık daha akıllı ve olgun biriymiş. İnsanlara yardım etmeye devam etmiş, köydeki sorunlara çözümler bulmuş. Herkes onu dinlemeye başlamış.
Annesi bir gün ona şöyle demiş:
“Evladım, sen altın bulmadın ama altın gibi bir kalp kazandın.”
Keloğlan gülümsemiş:
“Anne, en büyük hazine buymuş zaten.”
Ve o günden sonra köyde herkes şunu öğrenmiş:
Gerçek zenginlik, iyilik yapmak ve doğruyu seçmekte saklıdır.
Gökten üç elma düşmüş…
Biri bu masalı yazana, biri okuyana, biri de kalbi iyilikle dolu olanlara






