yeşil kaplunbağa masalı
5/5

Yeşil yanlız kaplunbağa

Cumartesi günlerini çok seviyorum. Çünkü beş günlük okul telaşından sonra sakin bir şekilde uyanıyoruz. Ayrıca bütün ailenin aynı kahvaltı sofrasında buluşması ve neşe içinde sohbet etmemiz de çok güzel.

Bu sabah da yine o güzel cumartesi sabahlarından biriydi. Herkes biraz nazlanarak yataktan kalktı. Tabi her zamanki gibi önce babam kalkmıştı. Çünkü sabah erkenden pastanesini açmak zorundaydı. O yüzden kahvaltı sofrasını da o hazırlamıştı.

Annemle babamın mutfaktan bizlere seslenmelerine bayılıyordum. Ama bu birkaç kez tekrarlandı mı seslerinin tonu yükselmeye başlardı. Yine öyle oldu. Biz biraz daha gecikince sıra odalarımıza gelip yorganlarımızı üzerimizden çekmeye gelecekti.

Bu aşamadan sonra gıdıklama ve yüze birkaç damla su damlatmayla işlem tamamlanacaktı. Neyse ki gıdıklama aşamasında herkes kalkmış mutfağa gelmişti. Yüzlerden uyku akıyordu. Hele Kemal, babamın kucağında uyumaya devam ediyordu.

Biraz sonra herkesin uykusu dağılmış neşe içinde birlikte kahvaltı yapmaya başlamıştık. Saat sekiz buçuğa geliyordu. Babam, telefon açıp pastanede her şeyin yolunda olup olmadığını öğrendi. Tam telefonunu kapatıp cebine koyuyordu ki telefonu çaldı. Telefonun kimden geldiğini anlamak için ekranına bakan babamın yüzü birden güldü: Gülsüm Nine arıyor, dedi.

– Ama telefonu kulağına götürünce yüzü yavaş yavaş değişmeye başladı.

– Ya! Önemli bir şeyi yoktur inşallah, deyince hepimiz dikkatle onu dinlemeye başladık.

Babam telefon konuşmasını bitirinceye kadar meraktan çatlayacak hâle geldik. Babam konuşmasını sonlandırınca üzerindeki meraklı gözleri fark etti.

– Gülsüm Nine arıyor. Tombiş Dede, biraz rahatsızmış. Hemen toparlanın da bir an önce gidelim. Acaba Tombiş Dede’nin neyi vardı? İnşallah önemli bir rahatsızlığı yoktur diye dua ettik. Hepimiz her zamankinden daha hızlı hazırlanıp arabaya doluştuk.

Ama babam arabayı hareket ettirmeden önce yoldaki şişe kırıklarını toplayıp çöpe attı. Ayrıca devrilmiş çöp varilini doğrulttu. Yola saçılan çöp torbalarını varile doldurdu.

Sonra bize geliyorum diye işaret ederek eve gitti. Biraz sonra elini bir peçeteyle kurulayarak geri geldi. Peçeteyi çöp kutusuna attıktan sonra arabaya girdi. Biraz canı sıkılmışa benziyordu:

-Ne kadar sorumsuz insanlar var. Yolun ortasında şişe kırmışlar. Biz toplamasak kim bilir kime zarar verecekti.

Çöpü de dağıtmışlar, diye ekledi ablam.

– Ya, hem kötü bir görüntü hem de insan sağlığını ve çevreyi tehdit eden bir durum, diye tamamladı babam. Nasıl, diye merakla sordum.

– Bu sefer sorumu annem cevapladı. Kızım, çöpe her türlü atık bırakılıyor ne yazık ki. Bunların bir kısmı zehirli ya da mikrobik olabiliyor. Babam:

-Bunlar da özellikle çocukları, doğal yaşamı ve sokak hayvanlarını tehdit ediyor, diye annemin sözlerine açıklık getirdi.

Annem:

– O yüzden çöplerin ayrıştırılarak atılmasının önemi büyük, dedi. Ablam:

-Evet evet, geçen hafta derste tıbbi atıkların, pillerin ve elektronik atıkların hatta plastik, cam ve kağıt gibi geri dönüşümü olanaklı atıkların özenle ayrıştırılması gerektiğini öğrenmiştik. Aferin benim akıllı kızıma, diyerek annem ablamın başını okşadı.

Doğrusu ablamın bu konularda benden daha bilgili olmasına imrendim. Yolda annem Gülsüm Nine’yi arayıp Tombiş Dede’nin sağlık durumu ile ilgili ayrıntılı bilgi aldı.

Annemin bize verdiği bilgiye göre Tombiş Dede biraz soğuk almış galiba. Kasabanın çıkışına yakın eczaneden ateş düşürücü almayı ihmal etmedik. Babam:

-Çocuklar unutmayın. Hastalara ancak uzman kişiler müdahale etmeli, dedi. Annem ekledi:

-Belki doktora götürmek zorunda kalabiliriz. Zaman kazanmak için biraz ateşini düşürmek gerekebilir. Bizim yapabileceğimiz yalnızca bu. Gerisiyle doktorlar ilgilenir.

Tombiş Dede’nin evine vardığımızda Gülsüm Nine’nin kapıda bizi beklediğini gördük. Biraz yorgun görünüyordu. Ama yine de yüzünde tatlı bir gülümseme vardı. Hoş geldiniz evlatlarım, hoş geldiniz, dedi.

 – Hepimiz “Hoş bulduk.” dedik. Annem merakla sordu:

-Tombiş Dede nasıl?

– Gülsüm Nine:

– Daha iyi. Sanırım dün bahçeyle uğraşırken biraz üşütmüş, Ama nane limon kaynattım, dedi.

Bu sırada kapıda Tombiş Dede belirdi. Hey, evlatlarım hoş geldiniz! Niye kapıda bekliyorsunuz? Hadi içeri girin, dedi. Hepimiz, Tombiş Dede’nin tahmin ettiğimizden daha iyi oluşuna sevindik.

İçeri girdik. Annemin getirdiği elmalı turtayı tabaklara bölüştürdük. Biz çocuklar tabaklarımızı alıp Tombiş Dede’nin dizinin dibine oturduk. Tombiş Dede elmalı turtasından bir dilim aldı.

– Hım, güzelmiş, annenizin eline sağlık çocuklar, dedi.

Kemal, Tombiş Dede’nin gözlerinin içine bakarak:

-Tombiş Dede, masal anlatmayacak mısin, diye sordu. Ablam Lale hemen atıldı: Kemalciğim Tombiş Dede’nin hasta olduğunu bilmiyor musun? Onu yormayalım istersen. Tombiş Dede:

– Merak etme güzel kızım. Size bir hikâye anlatamayacak kadar hasta değilim. Ama bir konuda zorlanıyorum, diye Kemalin gözlerinin içine bakarak gülümsedi.

– Nedir Tombiş Dede, diye heyecanla sordum.

 – Bana anlatacağım hikâyenin konusu ile ilgili olds yardımcı olursanız çok sevinirim. Ablam:

 – Ben yardımcı olabilirim Tombiş Dede. Bugün yola çıkmadan sokakta kötü bir manzara ile karşılaştık. Tombiş Dede:

– Neymiş o bakalım, diye sordu. Bazı kendini bilmez insanlar, yolun ortasında odu şişe kırmışlar. Üstelik çöp varilini de devirip çöp poşetlerini yola saçmışlar.

Aman ne kötü! Hiç uygar insana yakışan bir davranış değil. O zaman ben size çevremize vermemiz gereken önemi anlatan Yalnız Kaplumbağa hikâyesini anlatayım. Hepimiz heyecanla:

– Anlat anlat Tombiş Dede, diye bağırdık.

– Tombiş Dede gülümsedi ve her zamanki tatlı anlatışıyla hikâyesine başladı:

-Dünyanın en uzun yaşayan canlılarından biri kaplumbağalardır. Yavaş ve otçul hayvanlardır. Sakin bir yaşamları vardır.

İşte zamanın birinde uzak dağların ardında böyle bir kaplumbağa ailesi yaşarmış. Ailenin her üyesi yaşadıkları doğaya saygılı, başkalarını da kendileri kadar düşünen görgülü hayvanlarmış. Aileye günün birinde yeni bir kaplumbağacık katılmış.

Anne kaplumbağa, baba kaplumbağa ve çocuk kaplumbağalar buna çok sevinmişler. Hepsi bir araya gelerek ailenin bu yeni üyesine bir isim aramışlar. Doğrusu bu konuda oldukça zorlanmışlar. Yeni kaplumbağacığa uygun bir isim bulmak hepsini yormuş, Sonunda bu isim bulma işini zamana bırakmaya karar vermişler.

Küçük kaplumbağacık ne kadar süre isimsiz yaşamış bilinmez. Sonunda ailenin en büyük çocuğu olan Sertbağa ona uygun bir isim bulmuş.

– Bunun adı Hızarbağa olsun, demiş. Baksanıza önüne konan her şeyi hızar gibi biçiyor. Bababağa:

– Evet gerçekten de haklısın. Çok keskin dişleri var. Lahanaları göz açıp kapayıncaya kadar öğütüp mideye indiriyor, demiş. Annebağa:

– Benim yavrum çok büyük bir kaplumbağa olacak. Dişleri iştahına göre, diye yavrusunu övmüş.

Gerçekten de çok iştahlı bir kaplumbağaymış Hızarbağa. Koskoca kaplumbağa ülkesinde düzenlenen bütün lahana yeme yarışmalarını açık ara farkla kazanıyormuş. Kaplumbağa ülkesinde lahana yeme yarışmaları dışında başka yarışmalar da oluyormuş.

Kendine güvenen kaplumbağalar ortaya çıkıp güreş de tutarlarmış. Güreş alanına çizilen bir çizginin iki yanına gelen kaplumbağalar birbirini itmeye başlarmış. Amaç rakip kaplumbağayı iterek çizginin ona ait tarafına geçebilmekmiş, İşte bizim Hızarbağa bu yarışmaların da rakipsiz ismiymiş.

Ailesi Hızarbağa ile çok gurur duyarmış. Ama zamanla bizim Hızarbağa’da davranış olarak hiç de hoş olmayan bazı değişiklikler görülmeye başlanmış. Herkesten daha iri olması, herkesten daha güçlü olması onda büyüklük duygusuna yol açmış.

Hâlbuki kaplumbağaların en önemli özelliklerinden biri alçak gönüllü olmalarıdır. Ne yazık ki Hızarbağa’da bu duygu biraz eksikmiş. Kendini bütün kaplumbağalardan üstün görmesi onu diğer canlılara ve doğaya karşı saygısız bir kaplumbağa hâline getirmiş.

Anne kaplumbağa birkaç kez onu uyarmış:

– Yavrum komşularımız senden şikâyetçi. Bütün köy halkının ortak malı olan lahana tarlasına girip başkalarının hakkını zorla alıyormuşsun. Babası da üzgün bir biçimde eklemiş:

-Hem itiraz eden kaplumbağaları ters çevirip bırakıyormuşsun. Yine haklarını arayanlar olursa çitlerini yıkıyormuşsun. Ağabeyi Sertbağa da bir şeyler ekleme ihtiyacı hissetmiş:

– Biz kaplumbağalar yaşadığımız çevrenin temizliğine, düzenine çok dikkat ederiz. Sen sokakları istediğin gibi kirletiyormuşsun. Kaplumbağa köyünün dillere destan güzelliğine, temizliğine hiç saygı göstermiyorsun. Bizim Hızarbağa bütün bu eleştirilere karşılık hiç de kaplumbağalara yakışmayan bir tepki göstermiş:

– Beni eleştirenler, onları yüzüme karşı söylesin de günlerini göstereyim! Anne kaplumbağa bu sözlere çok üzülmüş. Sevgili oğlunun böyle kaba davranışlara sahip olmasını bir türlü kabullenemiyormuş.

Yavrucuğum, güçlü olanların insanlara ve doğaya saygısı olmazsa dünyamız yaşanmaz bir yer olmaz mı, diye Hızarbağa’yı ikna etmek istemiş. Ancak Hızarbağa, hiç de ikna olacak gibi görünmüyormuş.

Ben hakkımda böyle konuşanlara hadlerini bildirmesini bilirim, demiş. Sonra da yuvanın kapısını çarpıp çıkmış. Bütün ailesi peşinden koşmuş. Ama yetişmeleri imkânsızmış. Hızarbağa o kadar güçlü ve hızlıymış ki bir anda gözden kaybolmuş.

Ailesi bir süre onu aramış. Ama sonunda çaresiz yuvalarına geri dönmek zorunda kalmışlar. Ertesi sabah bütün kaplumbağa köyü, kapılarına gelmiş. Köyün en yaşlısı olan Bilgebağa son derece üzgün bir sesle Bababağa’ya şunları söylemiş:

– Bunu söylediğim için sizi üzdüğümü biliyorum ama ne yazık ki Hızarbağa köyün bütün lahanalarını koparıp dereye atmış. Ayrıca herkesin kapısındaki çöp varillerini de devirip sokakları pislik içinde bırakmış. Annebağa bu sözlere gerçekten çok üzülmüş. Hızarbağa’nın bu derece kötü bir davranış sergileyebileceğine ihtimal vermiyormuş:

– Tamam da sevgili Bilgebağa, bunu Hızarbağa’nın yaptığını nereden biliyorsunuz, diye sormuş.

Bilgebağa yine sakin ve üzgün sesiyle şöyle cevap vermiş:

– Hızarbağa her yere kendi adını yazmış. Sonra onu görenler de olmuş. Aile bu duruma çok üzülmüş. Söyleyecek bir söz bulamamış. Bababağa, Bilgebağa ve köylüleri şöyle sakinleştirmiş:

– Siz merak etmeyin. Ben ve ailem sizlere komşu köyden ödünç lahana getireceğiz. Köyün içini de bizler temizleyip pırıl pırıl yapacağız. Bilgebağa itiraz etmiş:

– Hayır, bizler sizin ne kadar iyi insanlar olduğunuzu biliyoruz. Lahanaları merak etmeyin köyümüzün ambarlarında bizlere iki yıl yetecek kadar lahanamız var. Sokaklarımızı da el birliği içinde temizleriz. Annebağa, köylülerin bu derece özverili olmaları karşısında gözyaşlarını tutamamış. Gerçekten de köyüler, köyün içini kısa sürede temizlemişler.

Ayrıca Hızarbağa’nın dereye attığı lahanalar köyün çıkışındaki köprüye takılıp kalmış. Hepsini toplayıp yeniden ekmişler. Çünkü Hızarbağa gücünü göstermek için hepsini kökünden koparmış. Ama böylece lahanalar kurumaktan kurtulmuş.

Bu sırada Hızarbağa, bütün olan biteni köyün başındaki tepeden izliyormuş. Köylülerin kendisini kıskandıklarını bu nedenle ailesine şikâyet ettiklerini düşünüyormuş. Onlara duyduğu hıncı da köye ve lahana tarlasına zarar vererek göstermek istemiş. Ama ailesinin köyde düştüğü zor durumu da düşünüp üzülmüş. Çünkü onları çok seviyormuş, Aslında bütün köyü seviyormuş. Fakat içindeki büyüklük duygusuna yenik düşmüş.

Akşama kadar köylülerin çalışmasını izlemiş. İçini büyük bir pişmanlık duygusu kaplamış. Yaptığı ne kadar kötü bir davranışmış. Öfkesine yenik düştüğü için kendisine çok kızıyormuş. Hele akşam bastırıp da bütün köyün ışıkları yanınca pişmanlık duygusuna bir de yalnızlık duygusu eklenmiş.

Köyüne doğru bakınca herkesin şimdi sofra başında neşe ile lahanalarını yediği gözünün önüne gelmiş. Kim bilir annesi, kardeşleri, babası şimdi onu ne kadar merak etmiştir.

İşte gücü hâlâ yerindeymiş. Ama sevdikleri yanında olmayınca bu güç neye yararmış ki? Hatasını nasıl telafi edebileceğini düşünmüş. Evet, köye zarar vermişti.

Hâlbuki babasının dediği gibi köyleri bütün köyler arasında temizliği ile tanınmış örnek bir köydü. Hızarbağa, kararını vermiş. Başı önünde köyüne doğru utangaç utangaç yürümüş. Köyün girişindeki ev Bilgebağa’nınmış. Kapıyı sessizce çalmış. Bilgebağa’nın nasıl bir tepki göstereceğini bilmiyormuş.

Ama kapıyı öyle sessiz çalmış ki duyan olmamış. Sonunda biraz daha cesaret gösterip kapıya daha sert vurmaya karar vermiş. Fakat arkasından gelen sesle birden irkilmiş. Bu, köydeki çalışmalar kontrolden dönen Bilgebağa’nın sesi imiş ve hiç de kızgın görünmüyormuş. Hatta yüzünde hafif bir gülümseme bile varmış. Bu durum, Hızarbağa’yı sakinleştirmiş. Bilgebağa her zamanki sevecenliğiyle:

-Hayırdır Hızarbağa, bu sefer dağıtma işine bizim evden mi başlayacaksın yoksa, demiş.

Hızarbağa her şeye rağmen Bilgebağa’nın bu hoşgörülü tavrıyla daha da mahcup olmuş. Ben ben, diye kekeleyerek konuşmasını sürdürmüş. Ben, yaptıklarımdan çok utanıyorum. Kendimi nasıl affettirebileceğimi bilmiyorum, demiş. Bilgebağa onu sakinleştirmiş:

-Hepimiz hata yapabiliriz. Önemli olan bu hatayı sürdürmemek. Yanlışımızın farkına varmaktır. Ben sizleri ve ailemi çok seviyorum. Yalnız kaldığımda bunu çok iyi anladım, demiş. Bilgebağa gülümsemiş:

Bunu biliyoruz. Şimdi bunları bırak da ailenin yanına gidelim. Meraktan ölmüşlerdir. Bilgebağa, yanına Hızarbağa’yı alarak onların evlerine gitmiş. Kapıyı Bilgebağa çalmış. Hızarbağa hem utandığından hem de sürpriz yapmak için onun arkasına saklanmış. Kapıyı, Annebağa açmış:

 – Buyur Bilgebağa, demiş. Doğrusu ilk anda Bilgebağa’nın yeni bir şikâyetle geldiğini sanmış.

Bilgebağa gülümsemiş:

– Bak bakalım size kimi getirdim, demiş.

– Yana çekilince Hızarbağa ile Annebağa göz göze gelmiş. Annebağa, yaramaz da olsa yavrusunu karşısında görünce çok sevinmiş. Gözyaşlarını tutamamış. O anda Bababağa ve ailenin diğer üyeleri de gelmiş. Hepsi birbirine sevgi ile sarılmış. Olay böylece tatlıya bağlanmış.

Hızarbağa, kendini ailesine ve köyüne affettirmek için bir ay lahana tarlasında gönüllü çalışmış. Ayrıca yine bir ay köyün sokaklarının temizliğini de üstlenmiş. Bütün kaplumbağa köyü, Hızarbağa’nın bu olumlu değişimine çok sevinmiş.

Yalnız Kaplumbağa Masalı ve Hikayesi adlı öykümüzü beğendiyseniz, bir önceki Vefalı Köpek Masalı ve Hikayesini de okuyabilirsiniz. Masal oku sitesi olarak her zaman sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyoruz. Bir sonraki masal da buluşmak ümidiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Optimized with PageSpeed Ninja